Archive for 13 Ocak 2013

VUK Genel Tebliği Sıra No:142

Maliye Bakanlığından:

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SIRA NO: 421)

(14.12.2012 tarih ve 28497 sayılı R.G de yayımlanmıştır.)

(Değişiklikler ilgili yerlerine işlenmiştir.)

1. Giriş

1.1. Elektronik fatura kullanımına ilişkin usul ve esasları belirleyen ve 5/3/2010 tarihli ve 27512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 397) ile anonim ve limited şirketlerin elektronik fatura oluşturmalarına, alıcısına iletmelerine, muhafaza ve istenildiğinde ibraz etmelerine izin verilmiştir. 28/6/2012 tarihli ve 28337 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Tebliği (Sıra No: 416) ile de 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesi kapsamında fatura düzenlemek zorunda olan mükelleflere elektronik fatura uygulamasından yararlanma hakkı tanınmıştır.

1.2. Diğer taraftan, 13/12/2011 tarihli ve 28141 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Defter Genel Tebliği (Sıra No:1) ile Vergi Usul Kanunu kapsamında tutulması zorunlu olan defterlerden www.edefter.gov.tr internet adresinde format ve standardı yayımlanan defterlerin elektronik ortamda oluşturulmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenerek elektronik defter kullanımına izin verilmiştir.

1.3. Mükelleflerin vergi kanunlarına uyumlarının artırılması ile kayıt dışılığın izlenerek önlenmesi amacıyla, elektronik fatura kullanma ve elektronik defter tutma zorunluluğu getirilmesi bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir.

2. Yetki

2.1. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının 1 inci bendinde, Maliye Bakanlığının mükellef ve meslek grupları itibarıyla muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye, aynı Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya, bu defter ve belgelere tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, yine aynı Kanuna göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

2.2. Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının 3 üncü bendinde Maliye Bakanlığının, tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

2.3. Öte yandan aynı Kanunun mükerrer 242 nci maddesinin ikinci fıkrası ile Maliye Bakanlığı; elektronik defter, kayıt ve belgelerin oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafazası ve ibrazı ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması ve düzenlenmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tâbi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, aynı Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkili kılınmıştır. Söz konusu fıkrada ayrıca, Vergi Usul Kanunu ve diğer vergi kanunlarında defter, kayıt ve belgelere ilişkin olarak yer alan hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de geçerli olduğu; Maliye Bakanlığının, elektronik defter, belge ve kayıtlar için diğer defter, belge ve kayıtlara ilişkin usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

3. Elektronik Defter ve Elektronik Fatura Zorunluluğu

3.1. Kapsama Giren Mükellefler

3.1.1. Yukarıda yer verilen yetkilere istinaden Bakanlığımızca aşağıda sayılan mükellef gruplarına elektronik defter tutma ve elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilmiştir.

a) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlar ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 25 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

b) 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenler ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

3.1.2. Bu Tebliğ kapsamında zorunluluk getirilen mükelleflerden mal alan 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar ile iktisadi kamu kuruluşlarının elektronik fatura uygulamasından yararlanma ve elektronik defter tutma zorunluluğu bulunmamaktadır.

3.1.3. Bu Tebliğ veya 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükelleflerin birbirlerine yapmış oldukları mal teslimi veya hizmet ifaları için elektronik fatura düzenlemeleri zorunludur.

3.1.4. Elektronik Fatura Uygulamasından yararlanan kayıtlı kullanıcıların güncel listesi www.efatura.gov.tr internet adresinden yayımlanacaktır.

3.1.5. Elektronik Fatura Uygulamasından yararlanan mükellefler fatura düzenlemeden önce muhatabın www.efatura.gov.tr internet adresinde yer alan kayıtlı kullanıcı listesine kayıtlı olup olmadığını kontrol edecekler, kayıtlı kullanıcı ise elektronik fatura, kayıtlı kullanıcı değilse kâğıt fatura düzenleyeceklerdir.

3.1.6. Bu Tebliğ kapsamındaki mükelleflerden mal veya hizmet alan ve belirlenen hadlerin altında kalan mükelleflerin de istemeleri halinde elektronik defter ve elektronik fatura uygulamalarından yararlanabilecekleri tabiidir.

3.2. Elektronik Fatura ve Elektronik Deftere Geçiş Süresi

3.2.1. 3.1. bölümde yer alan zorunluluk kapsamına giren mükelleflerin;

a) Elektronik fatura uygulamasına 2013 takvim yılı (1/9/2013 tarihi itibariyle Gelir İdaresi Başkanlığı’na başvurulması gerekmektedir.)

b) Elektronik defter uygulamasına ise 2014 takvim yılı (Elektronik defter yazılımlarını kendi geliştiren mükelleflerin 1/9/2014 tarihi itibariyle elektronik defter test süreçlerini başarı ile tamamlamış olmaları gerekmektedir.)

içerisinde geçmeleri zorunludur.

4. 397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde Yapılan Değişiklikler

4.1. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin üçüncü bölümünün son paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Elektronik Fatura uygulamasına kayıtlı olan mükelleflerin birbirlerinden aldıkları mallar ve sağladıkları hizmetler için 1/9/2013 tarihinden itibaren elektronik fatura göndermeleri ve almaları zorunludur. Elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan mükellefler elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olmayan mükelleflere yaptıkları mal teslimi ve hizmet ifası için genel hükümler çerçevesinde kağıt fatura düzenlemeye devam edeceklerdir.”

4.2. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 5.1.1. bölümünün ilk paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki iki paragraf eklenmiştir.

“Bununla birlikte mükellefler, elektronik fatura gönderme ve alma işlemlerini teknik yeterliliğe sahip, Başkanlıktan özel entegrasyon izni almış mükelleflerin bilgi işlem sistemi vasıtasıyla da gerçekleştirebilirler. Özel entegrasyon izni almak isteyen mükellefler e-Fatura Uygulamasına başvuru için gerekli belgelerin yanında özel entegrasyon talebini içeren bir dilekçe ve ekinde Özel Entegrasyon Bilgi İşlem Sistem Raporu (BİS) ile Başkanlığa başvuru yapacaklardır. Özel entegrasyon yapmak isteyen mükelleflerin www.efatura.gov.tr internet adresinde yayımlanan kılavuzlara uygun bilgi işlem altyapısını kurmaları zorunludur. Başkanlık özel entegrasyon yapan mükellefler için ilave yükümlülük belirlemeye ve istediğinde ulusal ve uluslararası standartlara uyma zorunluluğu getirmeye yetkilidir. Mükellefin, elektronik fatura gönderip alma işlemini özel entegrasyon izni alan mükelleflere ait bilgi işlem sistemi vasıtasıyla gerçekleştirmesi, muhafaza ve ibraz ödevlerini ortadan kaldırmaz. Elektronik fatura gönderip alma işleminde kullanılan bilgi işlem sistemi yazılım ve donanım alt yapısının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olduğu yerlerde bulunması zorunludur. Özel entegrasyon izni alan mükelleflerin listesi www.efatura.gov.tr internet adresinden yayımlanacaktır.

Bilgi işlem sistemi yurt dışından yönetilen mükelleflerin elektronik fatura uygulamasından entegrasyon yöntemiyle yararlanma konusundaki durumları yapacakları başvuru üzerine Başkanlıkça değerlendirilerek elektronik fatura gönderip almalarına izin verilebilecektir.”

4.3. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 6. bölümünün üçüncü paragrafının sonuna gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu yükümlülük, elektronik faturaların üçüncü kişiler nezdinde muhafaza edilmesi durumunda muhafaza eden için de yasal süreler içinde geçerlidir.”

4.4. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 6. bölümünün dördüncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, beşinci ve altıncı paragraflar eklenmiştir.

“Mükelleflere ait elektronik faturaların yine mükelleflere ait bilgi işlem sistemlerinde saklanması esas olup üçüncü kişiler nezdinde de elektronik saklama yapılabilecektir. Başka mükelleflerden elektronik saklama hizmetinin alınması mükelleflerin elektronik faturalarının muhafaza ve ibraz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Elektronik faturaların muhafazasının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olduğu yerlerde yapılması zorunludur. Bu zorunluluk yurt dışında ikincil bir arşivleme yapılmasına engel teşkil etmez.

Başka mükelleflere ait elektronik faturaları saklama hizmeti verenler elektronik fatura uygulamasını bilgi işlem sistemlerinin entegrasyonu yöntemiyle kullanmak zorundadır. Elektronik Fatura Saklama Hizmeti verecek mükelleflerin Başkanlığa “Elektronik Fatura Saklama Hizmeti Başvuru Formu ve Taahhütnamesi” ile başvuru yaparak saklama izni almaları zorunludur. Bu amaçla başvuru yapacak mükelleflerin başvuru dilekçesi ekinde Bilgi İşlem Sistem Raporunu (BİS) göndermesi gerekmektedir. Başkanlıktan elektronik fatura saklama hizmeti izni almadan saklama yapılması Başkanlık nezdinde hüküm ifade etmez. Saklama izni alan mükelleflerin listesi www.efatura.gov.tr internet adresinden yayımlanacaktır. Saklama koşulları ve saklama hizmeti verecek mükellefin uyması gereken diğer kurallar www.efatura.gov.tr internet adresinde yayımlanacaktır.

Gerekli görülen durumlarda, elektronik fatura saklama hizmeti verenlerden elektronik fatura bilgilerine ilişkin olarak belirlenecek standartlara uygun üretilecek raporların ibrazı, elektronik fatura saklama hizmeti verenlere ait bilgi işlem sistem veya sistemlerine sürekli erişimin sağlanması sureti ile istenebilir. Bu kapsamda, ifade edilen erişimin sağlanması için kullanılacak yöntem ve teknolojiler ile ibraz yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile ilgili süreçler www.efatura.gov.tr adresinde açıklanır. Elektronik fatura saklama hizmeti verenlerin bilgi işlem sistemine erişim ile ilgili yetki, sektör, mükellef veya faaliyet hacimleri itibarıyla kullanılabilir. Başkanlık elektronik fatura saklama hizmeti veren mükellefler için ilave yükümlülük belirlemeye ve istediğinde ulusal ve uluslararası standartlara uyma zorunluluğu getirmeye yetkilidir. Maliye Bakanlığı gerek görmesi halinde, bu Tebliğde belirlenen esaslar ile sınırlı olmak üzere, başka mükelleflere ait elektronik faturaları saklama hizmeti verenlerin bilgi işlem sistemlerini denetleme yetkisine sahiptir.”

5. Sorumluluk ve Cezai Yaptırımlar

5.1. 397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında bilgi işlem sistemlerinin entegrasyonu yöntemiyle elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükellefler, sistemlerini kesintisiz 7 gün 24 saat fatura ve ilgili mesajları alabilir ve gönderebilir halde açık tutmak zorundadırlar. Mücbir sebepler dışında bu zorunluluğa uymayan mükelleflerin entegrasyon izinleri iptal edilecek olup, elektronik fatura uygulamasını sadece portal yöntemiyle kullanabileceklerdir.

5.2. Bilgi işlem sistemlerinin entegrasyonu yöntemiyle elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükellefler, sistemleri üzerinde yapacakları bakım, onarım, gözden geçirme vb. işlemler nedeniyle sistemlerine erişim kesintiye uğrayacak ise bu kesintiden önceki üç işgünü içerisinde hangi tarihte ve ne kadar süreyle sistemlerinin kesintiye uğrayacağını Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. Kesinti süresi hiçbir surette iki günü aşamaz.

5.3. Elektronik fatura ve elektronik deftere ilişkin olarak bu Tebliğ ile getirilen zorunluluklara uymayanlar hakkında, Vergi Usul Kanununun ceza hükümleri tatbik olunur.

5.4. Elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilen mükellefler elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan diğer mükelleflere kâğıt ortamında fatura düzenleyemezler; düzenlemeleri halinde kâğıt ortamında düzenlenen bu faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.

5.5. Elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilen mükelleflerin elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan diğer mükellefler tarafından gönderilen elektronik faturaları almaları zorunludur. Bu zorunluluğa uymayan mükellefler hakkında Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinde belirtilen fatura almayan mükelleflere tatbik olunan cezai hükümlerin uygulanacağı tabiidir.

5.6. Bu Tebliğ ile elektronik defter tutma zorunluluğu getirilen mükellefler kâğıt ortamında defter tutamazlar. Bu mükellefler kâğıt ortamında defter tutmaları halinde hiç defter tutmamış sayılırlar.

6. Yürürlük

6.1. Bu Tebliğ, yayımı tarihi itibarıyla yürürlüğe girer.

Tebliğ olunur.

VUK Tebliğe İlişkin Hükümler ve Mernis Adresinin Bilinen Adres Kavramındaki Yeri

Özet: “Vergi, resim, harç benzeri mali yükümler ile bunlara bağlı cezaların tebliğinin 213 sayılı Yasanın Tebliğe ilişkin hükümlerine göre gerçekleştirilmesi gerektiği, mernis adresine tebliğin, Tebligat Kanunu hükümlerinin vergilendirmeye uygulandığı şeklinde anlaşılmaması gerektiği, mernis adresinin Vergi Usul Kanununda belirtilen bilinen adresler olarak kabulünün gerektiği”
Giriş:

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile buna bağlı cezaların tarh, tebliğ ve tahakkuku ile vergilendirmeye ilişkin diğer hazırlayıcı işlemlere ilişkin hükümler ayrı bir usul kanunu olan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda(1) düzenlenmiştir. Vergilendirmeye ilişkin usul hukuku hükümlerinin ayrı bir usul kanununa tabi tutulması vergi hukukunun kendine özgü nitelik taşıması ve Yasa koyucunun iradesinin bu yönde oluşması ile ilgilidir. Vergilendirmeye ilişkin hangi tebligat hükümlerinin uygulanacağının tespitinden önce 213 sayılı Yasanın çerçevesinin belirtilmesi gerekmektedir. Yasanın 1. maddesinde 2. maddede yazılan gümrük vergileri dışında genel bütçeye, il özel idarelerine ve belediyelerine ait vergi resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile bunlara bağlı cezaların bu Yasa hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergilerin yargılama aşamasındaki usul hariç olmak üzere Tebliğine ilişkin bu Yasa’da yer verilen hükümler uygulanır.

I-Tebliğin Tahakkuk İçin Taşıdığı Değer,

Yasanın “Tebliğ” başlıklı 21. maddesinde; Tebliğ, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi olarak tanımlanmış, Kanun’un “Tahakkuk” başlıklı 22. maddesi, “Verginin tahakkuku, tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken safhaya gelmesidir.” hükmü ile de tahakkuk kavramı tanımlanarak verginin tahakkuk etmesi için tarh aşamasından sonraki aşama olan tebliğ sürecinin tamamlanması gerektiği vurgulanmıştır.

Verginin tahakkuku vergi idaresi açısından verginin mükelleften istenebilmesini ifade eden bir kavram olup, tahakkuk mükellefe artık vergi borçlusu diyebilmenin vazgeçilmez koşuludur.

II- 213 sayılı Yasada Tebliğin Kapsamına
Giren Vergilendirme İşlemleri,

213 sayılı Yasa’nın “Tebliğ Esasları” başlıklı 93. maddesinde; “Tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasiyle ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmiyenlere ilan yolu ile tebliğ edilir. Şu kadar ki, ilgilinin kabul etmesi şartiyle, tebliğin daire veya komisyonda yapılması caizdir.” hükmü ile Yasanın 25. maddesinde tahakkuk fişi yerine ihbarname ile tebliğ yapılabileceği hükmünü birlikte düşündüğümüzde, tahakkuk fişinin tebliğinin ihtiyari olduğu, bunun dışında vergilendirmeye ilişkin tüm işlemlerin bu Yasanın tebliğe ilişkin hükümleri uyarınca tebliğinin zorunlu olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

III- Tebliğ Yapılacak Kimseler,

Yasanın 94. maddesinde; “Tebliğ mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır.

Tüzel kişilere yapılacak tebliğ, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır. Tüzel kişilerin mütaaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılması kafidir.

Tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müsdahdemlerinden birine yapılır. (Muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir.)” hükmü ile tebliğ yapılacak olanlar belirtilmiştir.

Maddede, kendisine tebliğ yapılacak kişi kavramına bakıldığında, mükellef ile kanuni temsilci veya umumi vekiller arasında bir ayırım ve sıralama yapılmadığı görülmektedir. Bu çıkarımdan, tüzel kişi olan mükellefe yapılacak tebliğlerde işyeri adresinin kapalı olması halinde kanuni temsilcinin ikametgah adresinde kanuni temsilci dışında birlikte oturanlara yapılacak tebliğ yönüyle ayrıksı ve hukuka aykırı yön bulunmadığı sonucu çıkmaktadır.

Belirtilmesi gereken diğer bir durum ise kendisine tebligat yapılacak kişinin 7201 sayılı Yasadan(2) farklı olarak “görünüşüne nazaran 18 yaşından ayrı olmaması” ve “bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması” kavramlarıdır. Görüşüne göre 18 yaşından ayrı olmaması kavramını objektif kriterlerle tanımlayacak bir yöntem olmadığı gibi, vergilendirme işlemine karşı açılan bir davada 213 sayılı Yasanın mükerrer 378. maddesinde belirtilen şahıslar dışındaki bir kimsenin duruşmaya katılması ve dinlenmesi mümkün bulunmadığından, 18 yaşından küçük birine yapılan tebliğin geçerliliğinin Yasanın aradığı anlamda tahakkuk aşamasına geçmeye elverişli bir tebliğ olup olmadığının denetimi güçleşecektir. Aynı talihsizliğin “bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması” kavramı için de geçerli olduğunu düşünmekten alıkoyacak bir izah ve yöntem bulunmamaktadır.

IV-213 Sayılı Yasaya Göre Bilinen Adresler;

Yasanın 100. maddesinde, bilinen adrese gönderilen mektupların posta idaresince muhatabına teslim edildiği tarihte tebliğ edilmiş sayılacağı bilirtildikten sonra takip eden 101. maddesinde bilinen adreslerin neler olduğu sayılmıştır.

Maddede;” Bu kanuna göre bilinen adresler şunlardır:

1. Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen adresler;

2. Adres değişikliğinde bildirilen adresler;

3. İşi bırakmada bildirilen adresler;

4. Vergi beyannamelerinde bildirilen adresler;

5. Yoklama fişinde tesbit edilen adresler;

6. Vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler;

7. Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tesbit edilen adresler (İlgilinin tutanakta imzası bulunmak şartiyle);

8. Bina ve arazi vergilerinde komisyonlarca tahrir varakalarında tesbit edilen adresleri.

Mektupların gönderilmesinde bu adreslerden tarih itibariyle tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tesbit edilmiş olanı nazara alınır.” hükümleri yer almış olup, Mernis adresinin idare açısından bilinen adres olup olmadığı hususlarının tespiti de gerekmektedir.

Vergilendirmeye yetkili vergi idaresinin bilgisayar sistemine sunulmuş bir adres kayıt sisteminin vergi idaresi açısından bilinen adres olup olmadığının tespiti için merkezi kayıt sisteminin dayanağı olan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu(3) hükümlerinin irdelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Nüfus Hizmetleri Kanununun 45. maddesindein 1. fıkrasında; “Bakanlık, Kimlik Paylaşımı Sistemi ve Adres Paylaşımı Sistemi veri tabanlarında tutulan bilgileri bu Kanunda belirtilen esas ve usûller çerçevesinde kurumlar ile diğer kişilerin hizmetine açabilir. Yerleşim yeri adresi bilgileri ancak kurumlar ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan bankaların ve 3.6.2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan sigorta ve emeklilik ile Güvence Hesabının paylaşımına açılabilir.” hükmü getirilerek, maddenin 3. bendinde de, “Kurumlar aldıkları bilgileri tanımlanmış hizmetlerin yerine getirilmesi dışında başka hiçbir amaçla kullanamaz; ilgilisi veya bu Kanunun 44 üncü maddesinde belirtilenler dışında kimseye veremez. Sistemin bütün aşamalarında görev yapan yetkililer de bu kurallara uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Yasanın 50 inci maddesinin 2. fıkrasında ise Yerleşim yeri adreslerinin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınacağı belirtilmiştir. Yasanın 52 inci maddesinin 1. bendinde de, İçişleri Bakanlığının, talepleri halinde kurumlara, usûl ve esasları Bakanlıkça tespit edilmek üzere adres bilgilerini elektronik ortamda Adres Paylaşımı Sistemi ve Kimlik Paylaşımı Sistemi çerçevesinde verebileceği hükümlerine yer verilmiştir.

5490 sayılı Yasa uyarınca “Mernis” adres paylaşım sistemi çerçevesinde vergi daireleri, belediyeler ve il özel idarelerinin bilgisine sunulan mükellef, vergi sorumlusu ve vergi borçlulara ait adreslerin artık bu idareler için “bilinen adres” olarak kabulü veya 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 101. maddesinin son bendinde belirtilen “bu makamca tespit edilen adres” olarak sayabilmemizi engelleyen hiçbir hüküm ve aksi yönde bir yorum bulunmamaktadır. Tüzel kişilere ait adreslere gelince bu konuda da Ticaret Sicil Memurluklarının adrese, ortaklık ya da kanuni temsilci değişikliklerine ilişkin ticaret sicili gazete ilanlarını gösterir bilgisayar veri bankaları artık vergi idarelerinin bilgisayar sistemine entegre edilmiş bulunmaktadır. Vergi idarelerine ait sistem üzerinden şirket adreslerine ulaşılabildiği sürece bu adres bilgilerinin de idare açısından “bilinen adres” veya “tespit edilen adres” olarak kabulü mümkündür.

Ticaret Sicili Gazetesindeki adres bilgilerine vergi inceleme kapsamında defter ve belge isteme yazılarının gönderildiği ve tarhiyatların yapıldığı, tarhiyata ilişkin tebliğin ise ticaret sicil kaydındaki adrese tebliğ edilmeyerek tarh dosyasında bilinen adrese tebliğ edildiği uygulamada görülen olaylardır. Defter ve belge isteme yazılarının ilk yönlendirildiği adreslere tebliğin gerçekleşmemesi üzerine ticaret sicilinden tespit edilen adrese defter ve belge isteme yazısının tebliğ edilmesi ve tebliğin amacına ulaşması halinde, ticaret sicil kayıtlarında yer alan bu adreslerin bilinen adres olarak kabul edilmese dahi, bu makamca tespit edilen en son adres olarak kabul edilmek suretiyle tebliğinin gerekli olduğu söylenebilmelidir.

Kanımızca mernis kayıt sistemindeki adreslerin 213 sayılı Yasanın son fıkrasındaki “idare tarafından tespit edilen adres” yerine aynı maddenin 7. bendinde yer alan “Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tesbit edilen adresler (İlgilinin tutanakta imzası bulunmak şartiyle)”bendindeki hükme girdiği kabul edilerek soruna daha hukuki ve gerçekçi bir çözüm bulunmuş olacaktır. Zira, 5490 sayılı Yasanın 50 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen yerleşim yeri adreslerinin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınacağı hükmü getirilmiştir. Ayrıca Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğinin(4) 13-1 inci maddesinde, yerleşim yeri ve diğer adreslerin tutulmasında kişilerin adres beyan formundaki yazılı beyanı esas alınacağı, bildirimin nüfus müdürlüklerine, kurumlara ve dış temsilciliklere şahsen yapılacağı ve adres beyan formundaki bildirimlerin aksi sabit oluncaya kadar geçerli olacağı hükmünden yola çıkıldığında, kaydı yapanın yetkili memurlar olması ve vergi mükellefinin mernis kayıt sistemine imzası ve yazılı beyanı esas alınarak dahil edilen bir kişi olması nedeniyle bu kişiye ait bilginin 213 sayılı Yasanın 101/7. maddesi kapsamına girmediğini ortaya koyacak tatmin edici gerekçe bulunmamaktadır.

Mernis kayıtlarına sahip bir vergi idaresinin mükellefe ait bilinen diğer adreslerde tebligatın yapılamaması halinde, bu adreslere de vergi ceza ihbarnamelerinin tebliği amacıyla müracaat edilmesi, bu adreslerde tebliğin gerçekleşememesi halinde ancak 213 sayılı Yasanın 103. maddesinde belirtilen ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerektiği söylenebilecektir. Vergi/Ceza ihbarnamesini mükellefin bilinen değer adreslerine tebligata gönderilmesi ve akabinde tebligatın gerçekleşmemesi halinde ilanen tebliğ yoluna başvurulması, akabinde borcun tahsil edilebilir amme alacağına dönüştüğünden bahisle düzenlenen ödeme emirlerinin tebliği için ise mernis adresine müracaat edilmesi, mükellefin ya da sorumlunun vergi yargısında açacağı davanın re’sen incelenme çerçevesini, 6183 sayılı Yasanın(5) 55 ve 58. maddelerinde belirtilen sınırlı itiraz yolları olan “böyle bir borcum yoktur”, “kısmen ödendiği” ya da “zamanaşımına uğradığı” itiraz yöntemleri ile sınırlı tutmakla sonuçlandıracaktır ki bunun da hukuki olduğunu gösterecek bir sav bulunmamaktadır. Ancak, ihbarnamenin tebliğ edildiği tarihte vergi idaresinin bilgisine açılmamış merkezi adres kayıt sisteminin ödeme emri aşamasında idarenin bilgisine sunulmuş olduğu hallerde ise tebligatın hukuka aykırılığını ileri sürecek tatmin edici bir itiraz sebebi de görülememektedir.

Sonuç;

213 sayılı Yasa kapsamındaki vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ile bunlara bağlı cezaların mükellefine, kanuni temsilcisine ya da çalışanına tebliğinde bu Yasanın tebliğe ilişkin hükümlerinin uygulandığı, 4490 sayılı Gümrük Kanunu’ndan kaynaklanan vergilendirmeye ilişkin işlemlerin ise genel tebliğ hükümlerini düzenleyen 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilmesi gerektiği, usulüne uygun yapılmış bir tebliğin tahakkuk aşamasına geçilebilmesi için şart olduğu, ilanen tebliğ yoluna gidilebilmesi için bilinen tüm adreslere tebliğ çalışması yapılmasının gerekli olduğu, mernis adres kayıt sistemindeki adresin 213 sayılı Yasanın 101/7. maddesi uyarınca ilgilinin imzası alınması şartıyla yetkililer tarafından tespit edilen bir bilinen adres sayılmasının gerektiği, ödeme emrinin mernis adresine tebliğ edilmesi halinde, ihbarnamenin ne mernis adresine tebliğe çıkarılmasının gerektiği şeklinde görüşler sunulmuştur.

Kaynakça;

1) Vergi Usul Kanunu, 213 sayılı, (10.1961 tarih ve 10703-10705 sayılı R.G.)

2) Tebligat Kanunu, 7201 sayılı, (19.02.1959 tarih ve 10139 sayı R.G.)

3) Nüfus Hizmetleri Kanunu, 5490 sayılı, (29.04.2006 tarih ve 26153 sayılı R.G.)

4) Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği, 23.11.2006 tarih ve 11320 sayılı BKK. (15.12.2006 Tarih ve 26377 sayılı R.G.)

5) AATUHK, 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Yasa, 28.07.1953 tarih ve 8469 sayılı R.G.

___________________________________________________________

(1) Vergi Usul Kanunu, 213 sayı ve 04.01.1961 tarih, 10.1961 tarih ve 10703-10705 sayılı R.G.

(2) Tebligat Kanunu, 7201 sayı ve 11.02.1959 tarih, 19.02.1959 tarih ve 10139 sayı R.G.

(3) Nüfus Hizmetleri Kanunu, 5490 sayı ve 25.04.2006 kabul tarihi, 29.04.2006 tarih ve 26153 sayılı R.G.

(4) Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği, 23.11.2006 tarih ve 11320 sayılı BKK. 15.12.2006 Tarih ve 26377 sayılı R.G.

(5) AATUHK, 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Yasa, 28.07.1953 tarih ve 8469 sayılı R.G.

Hakim Bünyamin ÇİTİL
İzmir 4. Vergi Mahkemesi Üyesi

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Değiştirilen Cezai Sorumluluk Halleri

Bilineceği üzere günümüz koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla uzun yıllardır üzerinde çalışılan Yeni “Türk Ticaret Kanunu”muz, TBMM.nde 13.01.2011 tarihinde 6102 Kanun numarası ile kabul edilmiş ve 14.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış ve “Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun”un 43. maddesi ile yürürlüğünün başlangıcı 01.07.2012 tarihi olarak belirlenmişti.

Söz konusu kanunun daha yürürlüğe girmeden bir kısım hükümleri açısından (dergimiz okurlarının da izlediğini ve katıldığını tahmin ettiğim) ciddi eleştiriler aldığı görülmüş, bu nedenle yürürlüğe girmesine dört gün kala TBMM’nde elli maddelik bir kanun ile değişikliğe uğramıştır. Söz konusu değişiklik kanunu Resmi Gazete’nin 30.05.2012 tarih ve 28339 sayılı nüshasında yayınlanarak 6335 Kanun no. İle 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Ancak asıl konumuza geçmeden önce, konu bütünlüğünü sağlamak için şu açıklamayı yapmanın yerinde olacağını belirtmeliyim.

Bilineceği üzere Kooperatifler Kanunu’nun (KK) Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) anonim şirket hükümlerine yaptığı gönderme 6102 sayılı bu yeni kanunla da değiştirilmemiş dolayısıyla Kooperatiflerin TTK. İle ilişkisi koparılmamıştır. Zaten, eski TTK’nun hükmi şahıslarla ilgili 45. maddesi “Limitet, anonim ve kooperatif şirketler” başlığına yer vermekteyken, 6102 sayılı yeni kanunun 124. maddesinin 1.inci fıkrası da ticaret şirketlerinin türlerini sayarken;

“… kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.” hükmüne yer vermiş bulunmaktadır.

Buradan hareketle, 1163 sayılı KK.nda düzenleme olmayan konularda TTK.nun anonim şirketlere ilişkin hükümlerine bakmak durumunda olduğumuz ilgili herkes tarafından bilinmektedir.

Bu kısa açıklamalardan sonra yazımızın konusuna dönebiliriz.

Hatırlanacağı üzere, Anonim şirketleri (dolayısıyla kooperatifleri) ilgilendiren cezai sorumluluklar, 6102 sayılı yeni TTK.nun ikinci kitap, 12. bölümünde “A) Suçlar ve cezalar” başlığı altında 562. madddesinde ve “B) Soruşturma ve kovuşturma usulü” başlığı altında 563. maddesinde düzenlenmişti. İşte bu hükümler 562. madde, 6335 sayılı kanunla yeniden düzenlemeye tabi tutulmuştur. Söz konusu kanunun 30. maddesine baktığımızda, cezaların özellikle cins ve miktar açısından değişikliğe tabi tutulduğu görülmektedir. Buna göre;

– Defterlerin üçüncü kişi uzmanların makul bir süre içinde yapacakları incelemede, işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verecek şekilde tutulmaması, işletme faaliyetlerinin oluşumu gelişiminin defterlerden izlenememesi,

-İşletmeyle ilgili gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, kopyasını sağlamamak,

– Ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarını yaptırmamak

– Defterleri 65. maddeye uygun şekilde tutmamak,

-Envanter çıkarmada 66. maddede öngörülen usul ve esaslara uymamak,

-Görüntü ve veri taşıyıcılara aktarılmış belgelerin ibrazı başlıklı 86. maddeye göre ibraz yükümlülüğünü yerine getirmemek,

-Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’nun yetkilerini düzenleyen 88. madde hükümlerine uymamak

Dörtbin Türk Lirası idari para cezasına

-Bağlı ve hakim şirketlerin raporlarının düzenlenmesinde 199. maddenin birinci ve dördüncü maddesinde yer alan düzenlemelere uymamak,

İkiyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına,

-TTK.hükümlerine göre tutulmakta ve saklanmakta olan defter ve belgeleri aynı kanunun 210. maddesine göre denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen, vermemek, eksik vermek, denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engellemek,(*)

Fiiller daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı taktirde üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına,

-Kurucular tarafından kuruluşa ilişkin olarak imzalanan beyanın 349. madde hükümlerine göre düzenlenmemiş olması,

-Pay sahiplerine 358. maddeye aykırı olarak borç verilmesi,

-Şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağını düzenleyen 395. madde hükümlerine uyulmaması

Üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına

-Ticari defterlerin mevcut olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi veya TTK.na uygun saklanmaması

Üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına

-Sır saklama yükümlülüğünü düzenleyen 527. madde hükmüne uyulmaması

Türk Ceza Kanunu’nun 239 maddesine,(**)

-Kuruluş, sermaye artırımı veya azatlımı gibi işlemlerde kullanılan belgelerin sahte düzenlenmesi ve ticari defter kayıtlarının gerçeğe aykırı yapılması,

Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına,

-Sermaye tamamen taahhüt edilmemiş ve ödenmemişken, taahhüt edilmiş ve ödenmiş gösterilmesi, sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yetersizliği bilindiği halde buna onay verilmesi,

Üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına,

-Ayni sermaye konulması veya devralınacak işletme ve ayınların değerlendirilmesinde yüksek fiyat biçilmesi veya ayınların durumunun farklı gösterilmesi

Üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına,

-Bir anonim şirket veya başka bir şirket kurmak veya şirket sermayesini artırmak amacıyla halktan para toplanmasında 552. madde hükümlerine uyulmaması

Altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına,

-1524. maddede yer alan internet sitesini oluşturmaması,

Yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezasına,

-1524. maddede öngörülen internet sitesine konulması gereken içeriğin usulune uygun konulmaması

Yüz güne kadar adli para cezasına,

Tabi tutulmaktadır.

Ayrıca, TTK kapsamındaki idari para cezalarının aksine hüküm bulunmayan hallerde mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilmesi hükme bağlanmaktadır.

Yine, TTK kapsamındaki kabahatlerden birinin idari yaptırım kararı verilinceye kadar birden işlenmesi halinde ilgiliye verilecek cezanın iki kat artırılması, kabahatin işlenmesi suretiyle bir menfaatin temin edilmesi veya bir zarara sebebiyet verilmesi halinde verilecek idari para cezasının bu menfaat veya zararın üç katından az olmaması da hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

İlk düzenlemeye göre hafifletilmiş ve basitleştirilmiş gibi görünen cezai sorumlulukların zaman içerisinde yeterliliği veya yetersizliği bu gibi cezalarla karşılaşanların tepkileri ile daha iyi anlaşılacağından şirket ve tabii ki uzmanlık alanımız kooperatifçilerimize tedbirli ve basiretli davranmalarını tavsiye ediyoruz.

___________________________________

(*) 6335 sayılı değişiklik kanunun 42. maddesi, TTK.nda geçen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ibaresini Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olarak değiştirmiş bulunmaktadır.

(**) Türk Ceza Kanunu’nun 239. maddesi “Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlığını taşımakta ve bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası öngörmektedir.

Oktay ÇALOĞLU
Emekli Kooperatifler Başkontrolörü
SMMM

Yeni Türk Ticaret Kanunu'nun Değiştirilen Cezai Sorumluluk Halleri

Bilineceği üzere günümüz koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla uzun yıllardır üzerinde çalışılan Yeni “Türk Ticaret Kanunu”muz, TBMM.nde 13.01.2011 tarihinde 6102 Kanun numarası ile kabul edilmiş ve 14.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış ve “Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun”un 43. maddesi ile yürürlüğünün başlangıcı 01.07.2012 tarihi olarak belirlenmişti.

Söz konusu kanunun daha yürürlüğe girmeden bir kısım hükümleri açısından (dergimiz okurlarının da izlediğini ve katıldığını tahmin ettiğim) ciddi eleştiriler aldığı görülmüş, bu nedenle yürürlüğe girmesine dört gün kala TBMM’nde elli maddelik bir kanun ile değişikliğe uğramıştır. Söz konusu değişiklik kanunu Resmi Gazete’nin 30.05.2012 tarih ve 28339 sayılı nüshasında yayınlanarak 6335 Kanun no. İle 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Ancak asıl konumuza geçmeden önce, konu bütünlüğünü sağlamak için şu açıklamayı yapmanın yerinde olacağını belirtmeliyim.

Bilineceği üzere Kooperatifler Kanunu’nun (KK) Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) anonim şirket hükümlerine yaptığı gönderme 6102 sayılı bu yeni kanunla da değiştirilmemiş dolayısıyla Kooperatiflerin TTK. İle ilişkisi koparılmamıştır. Zaten, eski TTK’nun hükmi şahıslarla ilgili 45. maddesi “Limitet, anonim ve kooperatif şirketler” başlığına yer vermekteyken, 6102 sayılı yeni kanunun 124. maddesinin 1.inci fıkrası da ticaret şirketlerinin türlerini sayarken;

“… kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.” hükmüne yer vermiş bulunmaktadır.

Buradan hareketle, 1163 sayılı KK.nda düzenleme olmayan konularda TTK.nun anonim şirketlere ilişkin hükümlerine bakmak durumunda olduğumuz ilgili herkes tarafından bilinmektedir.

Bu kısa açıklamalardan sonra yazımızın konusuna dönebiliriz.

Hatırlanacağı üzere, Anonim şirketleri (dolayısıyla kooperatifleri) ilgilendiren cezai sorumluluklar, 6102 sayılı yeni TTK.nun ikinci kitap, 12. bölümünde “A) Suçlar ve cezalar” başlığı altında 562. madddesinde ve “B) Soruşturma ve kovuşturma usulü” başlığı altında 563. maddesinde düzenlenmişti. İşte bu hükümler 562. madde, 6335 sayılı kanunla yeniden düzenlemeye tabi tutulmuştur. Söz konusu kanunun 30. maddesine baktığımızda, cezaların özellikle cins ve miktar açısından değişikliğe tabi tutulduğu görülmektedir. Buna göre;

– Defterlerin üçüncü kişi uzmanların makul bir süre içinde yapacakları incelemede, işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verecek şekilde tutulmaması, işletme faaliyetlerinin oluşumu gelişiminin defterlerden izlenememesi,

-İşletmeyle ilgili gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, kopyasını sağlamamak,

– Ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarını yaptırmamak

– Defterleri 65. maddeye uygun şekilde tutmamak,

-Envanter çıkarmada 66. maddede öngörülen usul ve esaslara uymamak,

-Görüntü ve veri taşıyıcılara aktarılmış belgelerin ibrazı başlıklı 86. maddeye göre ibraz yükümlülüğünü yerine getirmemek,

-Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’nun yetkilerini düzenleyen 88. madde hükümlerine uymamak

Dörtbin Türk Lirası idari para cezasına

-Bağlı ve hakim şirketlerin raporlarının düzenlenmesinde 199. maddenin birinci ve dördüncü maddesinde yer alan düzenlemelere uymamak,

İkiyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına,

-TTK.hükümlerine göre tutulmakta ve saklanmakta olan defter ve belgeleri aynı kanunun 210. maddesine göre denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen, vermemek, eksik vermek, denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engellemek,(*)

Fiiller daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı taktirde üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına,

-Kurucular tarafından kuruluşa ilişkin olarak imzalanan beyanın 349. madde hükümlerine göre düzenlenmemiş olması,

-Pay sahiplerine 358. maddeye aykırı olarak borç verilmesi,

-Şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağını düzenleyen 395. madde hükümlerine uyulmaması

Üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına

-Ticari defterlerin mevcut olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi veya TTK.na uygun saklanmaması

Üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına

-Sır saklama yükümlülüğünü düzenleyen 527. madde hükmüne uyulmaması

Türk Ceza Kanunu’nun 239 maddesine,(**)

-Kuruluş, sermaye artırımı veya azatlımı gibi işlemlerde kullanılan belgelerin sahte düzenlenmesi ve ticari defter kayıtlarının gerçeğe aykırı yapılması,

Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına,

-Sermaye tamamen taahhüt edilmemiş ve ödenmemişken, taahhüt edilmiş ve ödenmiş gösterilmesi, sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yetersizliği bilindiği halde buna onay verilmesi,

Üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına,

-Ayni sermaye konulması veya devralınacak işletme ve ayınların değerlendirilmesinde yüksek fiyat biçilmesi veya ayınların durumunun farklı gösterilmesi

Üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına,

-Bir anonim şirket veya başka bir şirket kurmak veya şirket sermayesini artırmak amacıyla halktan para toplanmasında 552. madde hükümlerine uyulmaması

Altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına,

-1524. maddede yer alan internet sitesini oluşturmaması,

Yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezasına,

-1524. maddede öngörülen internet sitesine konulması gereken içeriğin usulune uygun konulmaması

Yüz güne kadar adli para cezasına,

Tabi tutulmaktadır.

Ayrıca, TTK kapsamındaki idari para cezalarının aksine hüküm bulunmayan hallerde mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilmesi hükme bağlanmaktadır.

Yine, TTK kapsamındaki kabahatlerden birinin idari yaptırım kararı verilinceye kadar birden işlenmesi halinde ilgiliye verilecek cezanın iki kat artırılması, kabahatin işlenmesi suretiyle bir menfaatin temin edilmesi veya bir zarara sebebiyet verilmesi halinde verilecek idari para cezasının bu menfaat veya zararın üç katından az olmaması da hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

İlk düzenlemeye göre hafifletilmiş ve basitleştirilmiş gibi görünen cezai sorumlulukların zaman içerisinde yeterliliği veya yetersizliği bu gibi cezalarla karşılaşanların tepkileri ile daha iyi anlaşılacağından şirket ve tabii ki uzmanlık alanımız kooperatifçilerimize tedbirli ve basiretli davranmalarını tavsiye ediyoruz.

___________________________________

(*) 6335 sayılı değişiklik kanunun 42. maddesi, TTK.nda geçen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ibaresini Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olarak değiştirmiş bulunmaktadır.

(**) Türk Ceza Kanunu’nun 239. maddesi “Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlığını taşımakta ve bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası öngörmektedir.

Oktay ÇALOĞLU
Emekli Kooperatifler Başkontrolörü
SMMM

Yıl içinde birden fazla Araç Alım Satımı Ticari Faaliyet Sayılır

İzmir 1. Vergi Mahkemesi

Esas No: 2012/322 Karar No : 2012/849

ÖZÜ: Yılı içinde birden fazla araç alım satımı ticari faaliyet sayılır.

İstemin Özeti: Davacı tarafından adına gelir vergisi, gelir geçici vergisi ve katma değer vergisi mükellefiyeti tesisine ilişkin işlemin, kendisinin ticari kazanç elde ettiği yönünde bir tespit bulunmadığı, geçmişe doğru mükellefiyet tesisinin kendisini cezalar ile karşı karşıya bırakacağı ve 6111 sayılı Yasa kapsamında yapılandırma imkanından yoksun bırakıldığı iddia edilerek iptali istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Vergi Mahkemesince gereği görüşüldü:

Dava; gelir vergisi gelir geçici vergisi ve katma değer vergisi mükellefiyeti tesisine ilişkin işlemin iptali istemine ilişkindir.

Vergi Usul Kanununun 3/B maddesinde vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun 1. maddesinde gerçek kişilerin gelirlerinin gelir vergisine tabi olduğu belirtilmiş, gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olarak tanımlanmış, 2. maddesinde gelirin unsurları 7 bent halinde sayılmış ve ticari kazanç bu unsurlar arasında belirtilmiş, 37. maddesinde de her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazanç olarak kabul edilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; ….Nakit Vasıtaları Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından yazı ile ekli listede yer alan adı geçenlerin iktisap ettikleri araçlara ilişkin bilgilerin yer aldığı, bu araçların ticari amaçla iktisap edilip kullanıldıklarının tespiti halinde mükellefiyet tesis edilmesi gerektiğinin bildirilmesi üzerine davacı nezdinde yoklama fişinin düzenlendiği, söz konusu yoklamada davacı tarafından …. plakalı aracın tatile gitmek için satın alındığı, herhangi bir ticari faaliyetin yapılmadığı, tatil dönüşü aracın satıldığı, davacının ticari faaliyetinin bulunmadığı ve sigortalı olarak çalıştığının tespit edildiği, daha sonra EVDO sisteminde “Vergi Kimlik Nmuarası ile Araç Bilgilerini Sorgulama” yoluyla davacının çok sayıda araç alıp sattığının tespit edilmesi üzerine dava konusu mükellefiyet tesisi işleminin yapıldığı anlaşılmaktadır.

Anılan yasa hükümleri değerlendirildiğinde herhangi bir kazancın ticari kazanç sayılabilmesi için bir faaliyetten sağlanması ve bu faaliyetin devamlılığı koşullarına bağlandığı anlaşılmış olup, maddi ve şekli anlamda bir ticari organizasyonun belirgin olmadığı durumlarda kazanç doğuran işlemin çokluğu, devamlılık unsurunu belirleyen en nesnel ölçüdür. Devamlılık unsurunun gerçekleşmesi halinde, bu işlemlerin kazaç sağlamak amacıyla yapılmadığını kanıtlama yükü mükellefe düşer.

Olayda; davacı nezdinde tutulan yoklamada satın alınan aracın ticari maksatla olmadığı ve davacının ticari mahiyette faaliyeti olmadığı belirtilmiş ise de; 213 sayılı Yasanın 3. maddesi kapsamında maddi delil olarak kabul edilmesi gereken EVDO sisteminde “Vergi Kimlik Numarası ile Araç Bilgilerini Sorgulama” yoluyla yapılan araştırma sonucunda davacının 58 adet araç satın aldığı ve bu araçları 2008 yılında 3, 2009 yılında 21, 2010 yılında 21 ve 2011 yılında 11 adet olmak üzere toplam 56 tanesini sattığı açık olup; araç alım satımı faaliyetinin yapıldığı ve bu faaliyetin devamlı olduğu tartışmasızdır.

Bu durumda; 9.6.2008 tarihinden itibaren devamlı olarak yapılan ve bu alım satımın ticari olmayıp başka neden veya nedenlere dayandığını ispatlayamayan davacı adına araç alım satımları sebebi ile yapılan dava konusu mükellefiyet tesisi işeminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle DAVANIN REDDİNE, Danıştaya temyiz yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.