Mal Sayım Noksan ve Fazlaları Değerlendirilmeleri

MAL SAYIM NOKSAN VE FAZLALARI ILE BENZERI SAYIM VE TESELLÜM NOKSAN VE FAZLALARININ TICARI
MEVZUAT VE VERGI MEVZUATI YÖNÜNDEN DEGERLENDIRILMELERI

İLGİLİ MADDE: 186

I— GIRIS:

Isletmelerin faaliyetleri sonucunda kimi zaman kontrol edilemeyen gelismelere muhatap kalmalari kaçinilmaz olmaktadir. Bu açidan, satilmak amaciyla satin alinan mallarin satilamadan çesitli sekillerde zayi olmalari, isletme faaliyetinde kullanilacak çesitli kiymetlerin bu fonksiyonlarini gerçeklestiremeyecek sekilde bozulmalari, kirilmalari veya çalinmalari gibi haller veya isletmenin kasa mevcudunun pek çok nedenle kaydi durumlardan eksik veya fazla çikmalari, ticari faaliyetin olagan sayilan risklerindendir. Bu yazimizda, yukarida açikça telaffuz edilen veya benzeri durumlarin muhasebelestirilme esaslari ve safi kazancin tespitinde ne sekilde dikkate alinacaklari konu edilecek olmakla birlikte, konunun özellikle mal hareketleriyle ilgili boyutu üzerinde durulacaktir. öte yandan, yazimizin izleyen bölümlerindeki açiklamalar esas olarak “hesap dönemi” sonu dikkate alinarak kaleme alinmis olmakla birlikte, yapilan açiklamalar 4369 sayili Kanun’dan sonraki sekliyle “Geçici Vergi” yönünden geçerli olan üç aylik veya alti aylik dönemlerdeki bilanço ve gelir tablosu hazirlama islemleri yönünden de geçerlidir. Benzer sekilde, yazimizin izleyen bölümlerindeki açiklamalar, esas olarak herhangi bir üretim isleminde bulunmaksizin sadece mal alim-satimi üzerinde faaliyette bulunan ticari faaliyetle ugrasan mükelleflere yönelik olarak kaleme alinmis olmakla birlikte, ayni açiklamalar üretim faaliyetinde bulunan isletmeler için de geçerlidir.

II—SAYIM VE TESELLÜM NOKSAN VE FAZLALARINA YÖNELIK YASAL DÜZENLEMELER:

Ticari Mevzuat ile Vergi Mevzuatinin kendi amaç ve yapilarindan kaynaklanan farkli öngörüleri bulunmaktadir. Bu nedenle, Ticari mevzuat yönünden dönem kazancinin tespitinde dikkate alinabilecegi öngörülen kimi giderlerin Vergi Mevzuati yönünden indirim olarak dikkate alinmasinin mümkün olmadigi yönünde bazi yasal düzenlemeler mevcuttur. Gerçekten örnegin, ticari isletme ile ilgili olarak belgelendirilmeyen giderlerin indiriminin kabulü vergi mevzuatinca mümkün degilken, ticari mevzuatin esas alinmasi sonucu olusturulan “Tek düzen Hesap Sistemi”mize göre bu nevideki giderlerin indirimi hiçbir süpheye yer vermeyecek derecede kabul edilmektedir. Keza, ticari isletmelerin aktiflerine kayitli bazi tasit araçlarina iliskin olarak Motorlu Tasitlar Vergisi ile amortisman ve benzeri genel giderlerinin indirimine vergi mevzuatinca belirli sinirlar dahilinde izin verilmezken, Ticari Mevzuat yönünden izin verilmektedir. Benzer sekilde, 1 seri no.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebligi’nin bilanço ilkelerine iliskin olarak, “Bilançoda, varliklari bilanço tarihindeki gerçege uygun degerleriyle gösterebilmek için karsiliklarin ayrilmasi zorunludur.” seklindeki ilkesi uyarinca, isletmelerin dönem sonlarinda stoklarindaki deger düsüklügü için karsilik ayirmalari ve bu karsiliklar nedeniyle dogan “Karsilik Giderleri”ni sonuç hesaplariyla iliskilendirmeleri zorunlu tutulmasina ragmen, Vergi Mevzuatimiz bu nitelikteki karsiliklari tanimamis olmasi nedeniyle kazançtan indirimine izin vermemektedir. Bu ve benzeri örnekleri çogaltmak mümkündür.

Konuyla ilgili olarak, Tek Düzen Muhasebe Sistemine iliskin 1 No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebligi’nin “V— Yapilan Düzenlemenin Vergi Mevzuati ile Iliskisi ve Yaptirimi” baslikli bölümünde su açiklamalara yer verilmistir.

“ ….

Bu düzenleme kapsaminda bulunan isletmeler, muhasebe sistemlerini bu Teblig ve Ekinde öngörülen kurallara uygun olarak yürütülecektir. ancak, vergiye tabi karin tespiti asamasinda vergi kanunlarinda yer alan özel hükümleri göz önünde bulundurmak zorundadir. diger bir anlatimla, bu düzenlemede yer alan kavram ve ilkeler ile mali tablolarin düzenlenmesi ve sunulmasina iliskin esaslar çerçevesinde düzenlenecek mali tablolarin tekligi degistirilemez olup; isletmeler söz konusu mali tablolardan hareketle vergiye tabi safi kazancin tespitinde vergi mevzuati uyarinca istenilen bilgileri saglayacak sekilde gerekli düzenleme ve hesaplamalari yapacaklardir.

….”

Bu durumda, “sayim Tesellüm Noksanlari” ile “Sayim Tesellüm Fazlalari”nin ticari mevzuat ile vergi mevzuati yönünden ayri ayri degerlendirilmesi gerekmektedir.

a) Ticari Mevzuat Yönünden:

Sayim ve tesellüm noksan ve fazlalari ile ilgili olarak 1 no.lu muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebligi’nde gerekli olan açiklamalarda bulunulmustur. Söz konusu Teblig’de, sayim noksan ve fazlalari 197 ve 397 numarali hesaplarda tanimlanmistir. bu hesaplarla ilgili olarak yapilan açiklamalar ile bu hesaplarin isleyisi ile ilgili bilgiler asagidaki gibidir.

aa) Sayim ve Tesellüm Noksanlari:

Yapilan sayimlar sonucunda tespit edilen kasa, stok ve maddi duran varliklar noksanlariyla, tesellüm sirasinda ortaya çikan noksanlar geçici olarak “197 Sayim ve Tesellüm Noksanlari“ hesabinda izlenecektir. Noksanligin ortaya çikmasiyla bu hesaba borç, sorumlulardan tahsili veya zarar kaydedilmesi ile alacak kaydedilecektir.

ab) Sayim ve Tesellüm Fazlalari:

Yapilan sayimlar sonucunda tespit edilen kasa, stok ve maddi duran varliklar fazlalariyla, üniteler arasinda ortaya çikan fazlalar geçici olarak “397 Sayim ve Tesellüm Fazlalari” hesabinda izlenecektir. Söz konusu hesabin stok sayim fazlalari ile ilgili olan yönü sudur: Fazlaligin tespiti halinde, emsal degeri üzerinden bu hesaba alacak, ilgili stok hesabina borç yazilacaktir. sayim dönemi içerisinde normal oldugu belgelenen fazlalar, ilgili maliyet hesaplari karsiliginda bu hesaba borç kaydolunacaktir.

ac) Tek Düzen Hesap Sistemi Çerçevesinde Degerlendirme:

Yukarida kisaca açiklandigi üzere, isletmelerin yapmis olduklari sayimda ilk etapta nedeni anlasilamayan farklarin muhasebe sistemi içerisinde izlenebilmesi için 197 ve 397 no.lu Sayim ve Tesellüm Noksan ve Fazlalari Hesaplari kullanilmaktadir. bu hesaplar, genel olarak bakildiginda, farklarin geçici olarak kaydedildigi hesaplardir. Farklar için isletmeler tarafindan bu hesaplara ilgili olduklari tutarlarda kayitlar yapildiktan sonra gerekli arastirmalar yapilir. Sebebin bulunup bulunamamasina göre, bu hesaplarda yer alan tutarlar ayri ayri isleme tabi tutulmaktadir. Sebebin bulunup bulunamamasi, özellikle vergi matrahinin belirlenmesi açisindan önem tasimaktadir. bu konu yazimizin sonraki bölümlerinde daha ayrintili olarak ele alinacaktir. ancak sunu da belirtmek gerekir ki, sayim noksani ve fazlasinin ayni dönemde tespit edilmesi ve bu farkliliklarin ilk etapta nedeninin bulunamamasi dolayisiyla 197 ve 397 no.lu hesaplara kayitta bulunulmasi durumunda, 197 ve 397 no.lu hesaplarin birbiri ile mahsup edilmesi mümkün degildir.

Bununla birlikte, 1 no.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebligi’nde, konu ile ilgili olarak, “199-Diger dönen Varliklar Karsiligi (-)” hesabi ihdas edilmistir. bu hesabin açiklamasinda. “Yil sonunda ilgili kesin hesaplarina aktarilmasi imkani bulunmayan kasa, stok ve maddi duran varlik sayim noksanlari tutarinin, sayim fazlalari tutarinin üstünde olmasi halinde fark kadar ayrilacak karsiliklari kapsar. isleyisi: ayrilan karsilik tutari bu hesaba alacak, “654- Karsilik Giderleri” hesabina borç kadedilir, karsilik nedeninin gerçeklesmesi halinde “197- Sayim ve Tesellüm Noksanlari” hesabi karsiliginda bu hesaba borç kaydedilir.” seklinde ifadelere yer verilmistir.

197 ve 397 no.lu hesaplarin birbiri ile mahsup edilemeyecegi hususu yukarida belirtilmisti. Bununla beraber, noksan tutarlarinin fazla tutarlarindan yüksek olmasi durumunda, yukaridaki teblig hükmünde de açiklandigi üzere, bir nevi mahsup imkani getirilmistir. Hesabin isleyisine bakildiginda ise, noksan tutari ile fazla tutari arasindaki fark 199 nolu hesaba alacak, “654 Karsilik Giderleri” hesabina borç kaydedilmek suretiyle fazla olan tutarinin (fazla tutari düsüldükten sonraki tutar) gider hesaplarina intikali saglanmaktadir.

b) Vergi Mevzuati yönünden:

ba) Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlari Yönünden:

kurumlar vergisi Kanunu’nun 13. maddesinde, safi kurum kazancinin tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkindaki hükümlerinin uygulanacagi ifade edilmektedir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 38. maddesinde ise, bilanço esasina göre ticari kazancin tesebbüsteki özsermayenin hesap dönemi sonundaki ve basindaki degerleri arasindaki müspet fark oldugu hükme baglanmis; ticari kazancin, bu suretle tespit edilmesi sirasinda Vergi Usul Kanunu’nun degerlemeye ait hükümleri ile Gelir Vergisi Kanunu’nun “ Indirilecek Giderler” ve “indirilemeyecek Giderler” basligi altindaki 40 ve 41. maddeleri hükümlerinin uygulanacagi belirtilmistir. Vergi Usul Kanunu’nun 192. maddesinde, aktif tablosunda mevcutlar ile alacaklar (ve varsa zarar), pasif tablosunda ise borçlarin gösterilecegi; aktif toplami ile borçlar arasindaki farkin isletmenin özsermayesini olusturacagi seklinde tanimlamalarda bulunulmaktadir.

Öte yandan, Vergi Usul Kanunu’nun “Degerleme” baslikli üçüncü kitabinin birinci bölümü içerisinde yer alan 258. maddesi uyarinca degerleme; vergi matrahlarinin hesaplanmasiyla ilgili olarak iktisadi kiymetlerin takdir ve tespitidir. Ayni Kanun’un 274’üncü maddesinde ise, satin alinan veya imal edilen emtianin maliyet bedeli ile degerlenecegi ifade edilmektedir. Kanun’un 278 ‘nci maddesinde, bu durumun bir istisnasi olarak, yangin, deprem ve su basmasi gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kirilmak gibi haller neticesinde iktisadi kiymetlerinde önemli bir azalis vaki olan emtialarin emsal bedeli ile degerlenecegi belirtilmektedir. Bu madde yönünden emsal bedeli ise, Kanun’un 267. maddesinin üçüncü sirasinda izah edilen ve Takdir Komisyonlarina bedel takdir ettirilmesine yönelik olarak düzenlenen “Takdir Esasi”na göre tespit edilmektedir. Bunun haricinde, imal edilen veya satin alinan emtialarla ilgili olarak, Kanun’un “Degerleme” baslikli kitabinda herhangi bir hüküm yer almamaktadir. Bu nedenle, gerek vergi idaresinin, gerekse vergi yargisinin öteden beridir gelen içtihatlarinda, yangin, su basmasi veya deprem gibi herkes tarafindan farkedilebilecek dogal olaylarin isletme mevcutlarinin degeri üzerindeki negatif etkisini dahi takdir komisyonlarina tespit ettirmek disindaki islemlerin vergisel sonuçlari kabul edilmemektedir. Nitekim, Danistay’in;

  • .18.12.1991 tarih ve Esas No: 1990/431, Karar No: 1991/3158 no.lu,
  • . 07.06.1988 tarih ve Esas No: 1988/3870, Karar No: 1991/2161 no.lu,
  • . 30.03.1989 tarih ve Esas No: 1987/240, Karar No: 1989/1561 no.lu,
  • . 05.11.1987 tarih ve Esas No: 1985/4907, Karar No: 1987/2673 no.lu,

kararlari bu paraleldedir.

Yukarida yer verilen açiklamalar dikkate alindiginda ticari kazanç elde eden mükelleflerin, dönem sonu bilançolarinda yer alan kiymetlerine iliskin olarak, Vergi Usul Kanunu’nun “Degerleme” baslikli bölümünde yer verilen hükümleri dikkate almak suretiyle tespit edecekleri degerlere göre özsermaye hesaplamalari ve çikacak deger ile ayni esaslara göre belirleyecekleri dönem basi özsermaye degeri arasindaki olumlu farka göre ödeyecekleri vergiyi belirlemeleri gerekmektedir. öte yandan, mükelleflerin emtialariyla ilgili olarak Vergi usul Kanunu’nun 278. maddesi disinda kalacak haller için sermayede azalmayi beraberinde getirecek islemlerin vergi matrahlari ile iliskilendirilmeleri mümkün olmayacaktir. Zaten, vergi mevzuatimiz sermayede meydana gelecek azalislarin vergi matrahiyla iliskilendirilemeyecegi yönündeki anlayisi sadece ticari kazançlar yönünden degil, diger nevilerdeki kazanç türleri için de kural olarak benimsemistir. Nitekim, Gelir Vergisi Kanunu’nun 88’ inci maddesinde bu esas hükme baglanmistir. Bir hesap döneminde çikan zararin izleyen bes hesap dönemi içerisinde indirilebilecegine iliskin hüküm ise bu durumun bir istisnasi degildir. Zira kanun koyucu, bu durumu sadece ticari ve zirai kazanç seklindeki sermayeye dayali organizasyonlar için kabul etmistir. Bu durumun sadece adi geçen kazançlar yönünden kabul edilmesinin tek nedeni de, sermayeye dayanan organizasyonlarda gerçek sonucun, vergilendirme dönemini olusturan takvim yilindan daha uzun bir sürede alinacagi varsayiminin kabul edilmis olmasidir. Baska bir ifadeyle; daha uzun zamanda ortaya çikacak gerçek ve kesin sonuç alinmadan önce sermayenin kayba ugramasi ticari ve zirai faaliyetin normal icabi sayilmistir. Bu nedenle, bir vergilendirme döneminde meydana gelen sermaye kaybi, bes yillik bir zaman dilimi içerisinde degerlemeye tabi tutulmus, kaybin bu süre içerisinde karla telafisinin mümkün olmamasi halinde, kesin bir nitelik kazandigi kabul edilmek suretiyle mahsup imkani ortadan kaldirilmistir. Zarar mahsup süresinin sadece bes yil ile sinirlandirilmasi, bu süre içerisindeki sermaye azalisinin vergi matrahiyla iliskilendirilebilecegi anlayisindan degil, gerçek ve kesin sonucun bes yilda olusacaginin kabul edilmis olmasindan kaynaklanmaktadir.

Ticari isletmeler yönünden sermayede vukubulacak zararlarin matrahin tespitinde dikkate alinamayacagi seklindeki temel esas, sadece emtialar yönünden geçerli degildir. Vergi mevzuatimizda, sermaye azalisini beraberinde getirecek çok nadir islemlerin vergi matrahiyla iliskilendirilmesi kabul edilmistir. buna göre örnegin amortismana tabi iktisadi kiymetlerin, Gelir Vergisi Kanunu’nun yine “degerleme” baslikli kitabi içerisinde yer alan “Fevkalade Amortisman” baslikli 317. maddesi kapsami disindaki deger kayiplarinin gider olarak matrahla iliskilendirilmesi mümkün degildir. Benzer sekilde, ayni kitabin 323. ve 324. maddeleri kapsamina girmeyen alacaklarin da, sermayede meydana getirdikleri azalislari vergi matrahiyla iliskilendirmek mümkün olamayacaktir.

yapilan açiklamalar çerçevesinde, Vergi Mevzuatimizin öngördügü haller disindaki durumlarda gider olarak dikkate alinan sayim ve tesellüm noksanlarinin Vergi mevzuati yönünden “Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler” kapsaminda degerlendirilmelerinin zorunlu oldugu sonucu çikmaktadir.

konunun diger bir yönü olarak, sermayede meydana gelecek artislarin kar olarak matrahla iliskilendirilecegi hususu ise açiktir. Bu durumun konumuz yönünden önemli olan yönü, “ Sayim Tesellüm Fazlalari”nin neden oldugu özsermaye artisinin gelir olarak sonuç hesaplarina yansitilmasinin vergi mevzuatimizin bir geregi olmasidir. Zira özsermaye hesabinda bu nitelikteki fazlalar arti kalem olarak dikkate alinacaktir. Bu nedenle, özsermaye karsilastirmasi yoluyla tespit edilecek kazancin tespitinde “sayim Tesellüm Fazlalari” hesaplari vergi matrahini artiracak bir unsur olarak dikkate alinacaktir.

Diger taraftan, özellikle kurumlar ve Gelir Vergileri yönünden dönem sonuna yakin tarihlerde yapilan fiili sayimlar sonrasinda dogan sayim noksan ve fazlalarinin nedenlerinin, defterlerin kapatilma tarihine kadar, hatta gelir veya kurumlar vergisi beyanname verme süresinin sonuna kadar arastirilmasi mümkündür. Esas olarak, Vergi Usul Kanunu’nun 175. maddesinden Türk Ticaret Kanunu’nun 70. maddesine yapilan atif nedeniyle, hesap dönemi sonunun kural olarak 31 Aralik olmasina ragmen, defterlerin Ocak ayi sonuna kadar kapatilmasinin arkasinda yatan bir neden de, kapanan yila iliskin olarak bu ve benzeri islemlerde kesin sonuçlarin ortaya çikisini beklemektir. Benzer sekilde, hesap döneminin sona ermis ve defterlerin en geç Ocak ayi sonunda kapatilmis olmasina ragmen, beyanname verme süresinin sonunu Gelir Vergisi mükelleflerinde mart ayi sonu, kurumlar vergisi mükelleflerinde ise Nisan ayi sonu olarak belirlemenin asil nedeni de , kapanmis dönemle ilgili oldugu halde yapilan yanlisliklarin düzeltilmesine ve belirtilen nevideki islemler için kesin sonuçlarin alinmasina fazlasiyla yetecek derecede bir zamanin mükelleflere taninmasidir.

Yukarida yer verilen yasal açiklamalar çerçevesinde, uygulamada sikça rastlanan ve vergi incelemeleri yönünden ciddi bir elestiri riski tasiyan bir hatanin üzerinde durmanin da gerekli oldugunu düsünüyoruz. Uygulamada kimi mükelleflerin, kayitlarina göre dönem basi mal mevcutlari ve dönem içi satin alinan mallarin toplam degeri ile dönem sonu fiili sayimlari sonucunda tespit ettikleri mal miktarlarinin maliyet degerleri arasindaki farki “Satilan Ticari Mal Maliyetleri” hesaplarina aktardiklarina rastlanmaktadir. bu durumda, dönem içerisinde satilan mallarin maliyetleri, kazancin tespitinde indirim konusu yapilmis olmakla birlikte, ayni zamanda satin alindiklari halde kaybolan veya benzeri çesitli nedenlerle isletmede bulunmayan mallarin bedellerinin de bir nevi gider yazilmasi sonucu ortaya çikmaktadir. Oysa , yukarida da ayrintili olarak açiklandigi üzere, vergi mevzuatimiz yönünden her ne sekilde olursa olsun “Sayim ve Tesellüm Noksani” kapsaminda bulunan kiymetlerin bedellerinin kazancin tespitinde indirim unsuru olarak dikkate alinmalari mümkün degildir. Bunun yerine yapilmasi gereken islem, kayitlar üzerindeki giren mal ve çikan mal miktarlari ile dönem basi mal mevcutlarini dikkate almak suretiyle yapilacak “kaydi envanter” sonuçlari ile fiili sayimlar sonucunda ortaya çikacak “fiili envanter” sonuçlarini karsilastirmaktir. Buna göre, “kaydi envanter” ve “fiili envanter” sonuçlari arasindaki farka göre, kayitlar üzerinde “197” veya “397” hesaplari çalistirmak ve bu farkin nedenini muhasebenin intizamini bozmayacak bir süre içeresinde arastirmak gerekmektedir. ancak, söz konusu arastirmanin sonucunda farkin nedeni bulunamazsa dahi, “sayim Tesellüm Fazlalari”nin vergi mevzuati yönünden gelir kaydedilmelerinin gerektigi; “Sayim Tesellüm Noksanlari”nin ise ticari mevzuat yönünden gider olarak kabul edilse dahi vergi mevzuati yönünden gider olarak dikkate alinmalarinin mümkün olmadiginin bilinmesi gerekmektedir.

bb) Katma Deger Vergisi Kanunu Yönünden

Katma Deger Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinde; mükelleflerin yaptiklari vergiye tabi islemleri üzerinden hesaplanan katma deger vergisinden, Kanunda aksine hüküm olmadikça, yüklenmis olduklari KDV’leri indirim konusu yapabilecekleri ifade edilmektedir. Kanun’un 30. maddesinde ise, 29. maddede hükme baglanan indirim müessesesinin hangi hallerde isletilemeyecegi ile ilgili hükümler yer almaktadir. Maddenin “c” bendinde; zayi olan mallarin alis vesikalarinda gösterilen katma deger vergilerinin indirim olarak dikkate alinamayacagi belirtilmistir.

Katma deger vergisi sisteminde alis vesikalarinda gösterilen verginin indirilmesi, bu mallarin satisi sirasinda mala eklenen degerin vergilendirilecegi düsüncesine dayanmaktadir. bu açidan, zayi olan mallarla ilgili olarak herhangi bir satis islemi gerçeklesemeyecek, diger bir malin üretimine etki edecek herhangi bir deger de olmayacak ve dolayisiyla zayi olan malla ilgili olarak ilave bir deger olusturulamayacak olmasi nedeniyle, bu mallara iliskin alis vesikalarinda gisterilen vergilerin indirilmesi, zayi olan mallar üzerindeki tüm vergi yükünü tamamen ortadan kaldiracaktir. Oysa katma Deger Vergisinde, üretimden tüketime kadar uzanan süreçte yapilan herbir teslim islemi sonucunda ilave degerler vergilendirilmek suretiyle, bir malin üzerindeki nihai vergi yükü olusturulmaktadir. Böyle bir sistem, herbir mükellef yönünden, satin alinan malin önceki zincirlerden gelen vergi yükünün indirilmesini ve malin ilave degeri dahil tutari üzerinden KDV hesaplanmasini gerekli kilmakta, hesaplanan KDV ile indirim konusu yapilan KDV arasindaki farkin ise vergi dairesine ödenmesini zorunlu hale getirmektedir. ancak, belirtilen sistem nihai tüketici konumundaki gerçek veya tüzel kisilerin, üstlendikleri vergiyi indirememelerini ve dolayisiyla vergi yükünü nihai olarak üstlenmelerini gerektirmektedir.

Yukarida açiklanan nedenlerle, üzerinden KDV hesaplanamayacak sekilde satilamayacak konumdaki mallarin daha önceden indirim konusu yapilmis KDV’lerinin düzeltme konusu yapilmalari gerekmektedir. Kanun’un yukarida belirtilen hükmü bu anlayisa dayanmaktadir. Nitekim, Kanun’un ilgili bent hükmünün gerekçesi de bu paraleldedir. Keza, kanun’un 29/4. maddesince kendisine verilen yetkiyi kullanan vergi Idaresi, 1 seri no.lu KDV Genel Tebligi’nde benzer açiklamalara yer vermistir. Yapilan bu açiklamalar, sadece alim- satim konusu yapilan mallarda degil, faaliyetlerin icrasinda kullanilan makine veya benzeri kiymetlerin kullanilamayacak sekilde kirilmalari veya çalinmalari gibi benzer durumlar için de geçerlidir. Bu gibi durumlarda, ilgili kiymetlerin indirim konusu yapilmis KDV’lerinin de düzeltilmeleri gerekmektedir.

Öte yandan, net sonucu “Sayim ve Tesellüm Fazlalari” olan farklarda yapilacak herhangi bir düzeltme islemi bulunmayacaktir. Bu kapsama giren mallarin satilmalari halinde normal sekilde KDV hesaplanacak ve beyani yapilacaktir.

III— SONUÇ:

Isletmelerin özellikle dönem sonlarinda yapmis olduklari fiili sayimlar sonucunda olusan “sayim ve Tesellüm Noksanlari” ile “sayim ve Tesellüm Fazlalari” nin ticari mevzuat ve vergi mevzuati karsisindaki durumu yazimizin önceki bölümlerinde ayrintili olarak ele alinmistir. özellikle vergisel yönden, mükelleflerin yazimizin “II-b-ba” bölümünün sonlarinda belirtilen hatali islemlerden kaçinmak ve ilgili bölümlerde belirtilen yasal açiklamalari dikkate almak suretiyle islemde bulunmalari, dogru bir matrah tespiti yönünden önem arzetmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir