Yeni TTK Yönetim ve Temsil

1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 623 ve 630’uncu maddelerinde yönetim temsil başlığının altında müdürlere yer verilmiştir.

“Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekmektedir. Şirketin müdürlerinden biri tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirleyecektir. Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidir.” Şirketin birden fazla müdürünün bulunması halinde, bunlardan biri şirket ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır. Birden fazla müdürün olması halinde, bunlar çoğunlukla alırlar. Oylarda eşitlik olması halinde başkanın oyu üstün oy sayılarak, müdürlerin alacağı kararı etkileyecektir. Dolayısıyla başkanın vereceği üstün oyu, yönetim organındaki kilitlenmeyi çözen ve şirketi çalışabilir durumda tutan bir düzenlemedir. Şirket sözleşmesinde, müdürlerin karar almaları konusunda değişik düzenleme öngörülebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 628’inci maddesinde ‘müdürlerin yerleşim yeri’ başlıkla yer almakta olup, bu maddeye göre “Şirket müdürlerinden en az birinin yerleşim yerinin Türkiye‘de bulunması ve bu müdürün şirketi tek başına temsile yetkili olması gerekir.” Bu fıkra hükmüne aykırılık olmasının belirlenmesi halinde, ticaret sicili müdürü durumun kanuna uygun hale, diğer bir ifadeyle şirket müdürlerinden en az birinin yerleşim yerinin Türkiye‘de bulunması ve tek başına imza yetkisi verilmesi için şirkete uygun bir süre verecektir. Bu sürenin hitamında, şirket tarafından talep edilen düzenlemenin yapılmaması halinde, ticaret sicili müdürü şirketin feshini mahkemeden isteyecektir. 628’inci maddenin gerekçesinde, şirketin tamamen Türkiye dışından yönetilmesini engellemekte ve müdürlerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerin uygulamasındaki engelleri olabildiğince kaldırmak amacını gütmektedir. Sorumlulardan en az birinin Türk mahkemesinin önüne getirilebilmesini sağlamak, aynı kanunun 359’uncu maddesinde anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinden temsile yetkili bir üyenin, Türk vatandaşı ve Türkiye’de bulunma şartının getirilmesinin nedeni işlem kolaylığı yanında, hukuki ve cezai sorumluluğa ilişkin hükümlere uygulanabilirlik kazandırmak ve şirketin pay sahiplerinin ve alacaklıların menfaatlerini korumak amaçlanmış olup, limited şirketlerde Türk vatandaşlığı mecburiyeti haricinde Türkiye’de yerleşme şartının getirilmesi bu doğrultuda amaçlanmıştır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda şirket müdürlerine Türkiye‘de yerleşme mecburiyeti getirmediği için yüzde 100‘ü yabancı sermayeli şirketlere, atanan müdürlerin tamamının yurt dışında ikamet etmeleri nedeniyle Türk kanunlarına göre kurulan yüzde 100‘ü yabancı sermayeli limited şirketlerdeki yabancı uyruklu müdürlerin yerleşme adresleri yurt dışında olabiliyordu. Yeni kanunla artık bu şekilde uygulama yapılamayacağı için limited şirketlerde tek başına temsile yetkili atanacak şirket müdürlerinden en az bir şirket müdürü için ‘Çalışma İzni’ alınması ve ‘Türkiye‘de Yerleşme’ şartına uyum sağlamaları gerekli olup, bu nevi yabancı sermayeli şirketlerin 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 628’inci maddesinde belirtilen Türkiye’de yerleşme şartını yerine getirmek üzere gerekli hazırlıklarını yaparak bu maddeye uyum sağlamaları gerekmektedir. * Türker, İstanbul Ticaret Odası Mali Müşavirler Meslek Komitesi Meclis Üyesi

Sermaye Piyasası Kurulu Tebliği (SERİ: IV, NO: 58)

11 Şubat 2012 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 28201

TEBLİĞ

Sermaye    Piyasası Kurulundan:

PAYLARI    SERBEST İŞLEM PLATFORMUNDA İŞLEM GÖRECEK

HALKA AÇIK    ANONİM ORTAKLIKLARA

İLİŞKİN    ESASLAR TEBLİĞİ

(SERİ: IV,    NO: 58)

BİRİNCİ    BÖLÜM

Amaç,    Kapsam ve Tanımlar

Amaç ve    kapsam

MADDE 1 – (1) Bu    Tebliğin amacı, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından payları Serbest İşlem    Platformunda işlem görmesine karar verilen halka açık anonim ortaklıkların    sermaye piyasası mevzuatına ilişkin yükümlülüklerine ve muafiyetlerine    ilişkin esasları düzenlemektir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu    Tebliğ, 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye    Piyasası Kanununun 2 nci maddesine, 11 inci    maddesinin üçüncü fıkrasına ve 22 nci maddesinin    ikinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Kısaltma ve    tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu    Tebliğ’de geçen;

a) Aracı Kuruluş: Aracı kurumlar ile bankaları,

b) Borsa/İMKB: İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını,

c) Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP): Borsa kotasyon    şartlarını sağlayamayan, gelişme ve büyüme potansiyeline sahip şirketlerin    menkul kıymetlerinin işlem görebileceği piyasayı,

ç) Kanun: 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununu,

d) Kamuyu Aydınlatma Platformu, (KAP): Sermaye piyasası    ve Borsa mevzuatı uyarınca kamuya açıklanması gerekli bildirimlerin    elektronik imzalı olarak iletildiği ve kamuya duyurulduğu elektronik    sistemi,

e) Kurul: Sermaye Piyasası Kurulunu,

f) MKK: Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş.’yi,

g) Serbest İşlem Platformu (SİP): Sermaye Piyasası    Kanununun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki hüküm çerçevesinde,    payları Kurul kaydında bulunmakla birlikte Borsa’da işlem görmeyen ve    Kurul’ca belirlenen halka açık anonim ortaklıkların paylarının Borsada işlem    görebilmesi için İMKB tarafından oluşturulan ve işleyiş usul ve esasları    İMKB tarafından belirlenen platformu,

ifade eder.

İKİNCİ    BÖLÜM

SİP’te İşlem    Görecek Halka Açık Anonim

Ortaklıklara    İlişkin Esaslar

SİP’te işlem görecek halka açık anonim    ortaklıklara ilişkin esaslar

MADDE 4 – (1) SİP’te işlem görmesine Kurul tarafından Kanunun 11 inci    maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde re’sen    karar verilen halka açık anonim ortaklıkların;

a) Paylarının tamamının Kurul kaydında bulunması,

b) Esas sözleşmelerinde, işlem görecek paylarının devir    veya tedavülünü kısıtlayıcı ve pay sahibinin haklarını kullanmasına engel    teşkil edici hüküm bulunmaması,

c) MKK’da ihraççı üye kaydı    yaptırması ve payların ihraççı hesaplarında kayden    oluşturulması,

ç) Nitelikli elektronik sertifikalara sahip olması,

zorunludur. Söz    konusu işlemlerin tamamlanabilmesini teminen    payları SİP’te işlem görmesine karar verilen    halka açık anonim ortaklıkların Kurula, İMKB’ye ve MKK’ya    başvurması zorunludur.

(2) Birinci fıkrada belirtilen işlemleri tamamlanan    halka açık anonim ortaklıklar, SİP’te işlem    görmeye ilişkin Duyuru Formu’na onay verilmesi amacıyla Kurula başvururlar.

(3) Esas sözleşmenin son hali ile MKK nezdinde üyelik    işlemlerinin tamamlandığına ilişkin bilgiler, Kurul tarafından onaylanmış    Duyuru Formu ile birlikte Kurul onayını takip eden 10 iş günü içinde KAP’ta ilan edilir.

(4) Halka açık olmayan ortaklıkların mevcut payları ile    yapacakları sermaye artırımlarında, ortakların yeni pay alma haklarını    kısmen veya tamamen kısıtlayarak ihraç edecekleri paylar SİP’te işlem göremez.

ÜÇÜNCÜ    BÖLÜM

Yükümlülükler    ve Muafiyetler

Elektronik    sertifika edinimi

MADDE 5 – (1) Payları    SİP’te işlem görecek halka açık anonim    ortaklıklar, Kurulun 30/5/2009 tarihli ve 27243 sayılı Resmî Gazete’de    yayımlanan Seri:VIII, No:61 sayılı Bilgi, Belge ve    Açıklamaların Elektronik Ortamda İmzalanarak Kamuyu Aydınlatma Platformuna    Gönderilmesine İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ hükümlerine tabi olup,    kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin yapılmasını aksatmayacak sayıda, geçerli    elektronik sertifika bulundurmakla yükümlüdürler.

Finansal    raporlama ve bağımsız denetim

MADDE 6 – (1)    Payları SİP’te işlem görmeye başlayan halka açık    anonim ortaklıkların finansal raporları ile bunların hazırlanması ve    ilgililere sunulmasında Kurulun 9/4/2008 tarihli ve 26842 sayılı Resmî    Gazete’de yayımlanan Seri:XI, No:29 sayılı Sermaye    Piyasasında Finansal Raporlamaya İlişkin Esaslar Tebliği hükümleri    uygulanır. Bu ortaklıklar üç ve dokuz aylık finansal tablo ile ara dönemler    için faaliyet raporu düzenleme yükümlülüklerinden muaftırlar.

(2) Finansal raporların KAP’a    gönderim süreleri için Kurul’un 9/4/2008 tarihli ve 26842 sayılı Resmî Gazete’de    yayımlanan Seri:XI, No:29 sayılı Sermaye    Piyasasında Finansal Raporlamaya İlişkin Esaslar Tebliğinde belirtilen    sürelere beş hafta ilave edilir.

(3) Payları SİP’te işlem gören    halka açık anonim ortaklıklar tarafından hazırlanacak finansal tabloların    bağımsız denetiminde Kurulun bağımsız denetimle ilgili düzenlemelerine    uyulur. Ancak söz konusu ortaklıklar, altı aylık ara dönem finansal    tablolarının sınırlı bağımsız denetime (inceleme) tabi tutulması    yükümlülüğünden muaftır.

Özel durum    açıklamaları

MADDE 7 – (1)    Payları SİP’te işlem gören halka açık anonim    ortaklıklar özel durum açıklamalarını, Kurulun 6/2/2009 tarihli ve 27133    sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Seri:VIII, No:54    sayılı Özel Durumların Kamuya Açıklanmasına İlişkin Esaslar Tebliği    hükümleri çerçevesinde yaparlar ve KAP’ta    duyururlar.

Diğer    muafiyetler

MADDE 8 – (1) Payları    SİP’te işlem gören halka açık anonim    ortaklıkların, Kurul’un 19/3/2008 tarihli ve 26821 sayılı Resmî Gazete’de    yayımlanan Seri:IV, No:41 sayılı Sermaye Piyasası    Kanununa Tabi Olan Anonim Ortaklıkların Uyacakları Esaslar Hakkında    Tebliğinin;

a) 7 nci maddesinde hükme    bağlanan pay sahipleri ile ilişkiler birimi oluşturulması,

b) 8 inci maddesinde hükme bağlanan, ortaklığın sermaye    piyasası mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde    ve kurumsal yönetim uygulamalarında koordinasyonu sağlayan bir personelin    görevlendirilmesi,

yükümlülükleri    bulunmamaktadır.

(2) Payları SİP’te işlem gören    halka açık anonim ortaklıklar Kurulun 30/12/2011 tarihli ve 28158 sayılı    Resmî Gazete’de yayımlanan Seri:IV, No:56 sayılı    Kurumsal Yönetim İlkelerinin Belirlenmesine ve Uygulanmasına İlişkin Tebliğ    hükümlerinden muaftırlar.

(3) 2011/2228 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı    çerçevesinde, Kurulun 3/4/2010 tarihli ve 27541 sayılı Resmî Gazete’de    yayımlanan Seri: I, No: 40 sayılı Payların Kurul Kaydına Alınmasına ve    Satışına İlişkin Esaslar Tebliğinin Payların Borsada işlem gören niteliğe    dönüştürülerek Borsada satışa konu olabilmesi için yapılacak işlemler    başlıklı 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen, payların nominal değeri ile aracı kuruluş tarafından işlemin    onaylandığı tarihte Borsa ikinci seans kapanış fiyatı arasındaki fark    üzerinden hesaplanan Kurul kayıt ücreti alınmaz.

DÖRDÜNCÜ    BÖLÜM

Diğer    Hükümler

Duyuru    formu

MADDE 9 – (1) Kapsamı    Kurul tarafından belirlenecek Duyuru Formunda yer alan bilgilerin gerçeği    dürüst bir şekilde yansıtmasından payları SİP’te    işlem görecek ortaklıklar ile ortaklığın yönetim kurulu üyeleri sorumludur.

(2) Payları SİP’te işlem    görecek halka açık anonim ortaklıklara ilişkin Duyuru Formu KAP’ta ve ortaklık merkezinin bulunduğu yerde    yayımlanan en yüksek tirajlı iki gazeteden birinde    yayımlanır. Ortaklıklar mahalli gazetede ilan yükümlülüklerini ülke çapında    dağıtılan gazetelerde ilan etmekle de yerine getirebilirler. Söz konusu    gazetenin ilgili sayfalarının birer nüshası ilanı izleyen 6 iş günü içinde    Kurula gönderilir.

Duyuru    formunda yer alacak finansal tablolar

MADDE 10 – (1) SİP’te işlem görecek halka açık anonim ortaklıkların    işlem görmeye başlama tarihinden önceki Kurul düzenlemelerine uygun olarak    hazırlanmış ve kamuya açıklanmış son 2 yıla ait yıllık finansal tabloları    ile bunlara ait bağımsız denetim raporları Duyuru Formu ile birlikte ilan    edilir. Hesap döneminin bitimini izleyen 9 aydan sonraki bir dönemde SİP’te işlem görmeye başlanması durumunda ise bağımsız    denetimden geçmemiş son 6 aylık ara dönem finansal tabloların da ilan    edilmesi gerekmektedir.

(2) Kurulun 8/3/2008 tarihli ve 26810 sayılı Resmî    Gazete’de yayımlanan Seri:IV, No:39 sayılı    İhraççıların Muafiyet Şartlarına ve Kurul Kaydından Çıkarılmalarına İlişkin    Esaslar Tebliğinin 4 üncü maddesinde yer alan bağımsız denetim muafiyeti    kapsamında bağımsız denetim muafiyeti bulunan ortaklıkların, son yıllık    finansal tabloların bağımsız denetimden geçirilmesi suretiyle bu finansal    tablolarına; hesap döneminin bitimini izleyen 9 aydan sonraki bir dönemde SİP’te işlem görmeye başlaması durumunda ise son yıllık    finansal tabloların bağımsız denetimden geçirilmesi suretiyle bu finansal    tablolarına ve bağımsız denetimden geçmemiş son 6 aylık ara dönem finansal    tablolara Duyuru Formunda yer verilmesi gerekmektedir.

(3) Bu maddede yer alan süreler özel hesap dönemine    sahip ortaklıklar tarafından kendi hesap dönemlerine göre uyarlanır.

Diğer    hususlar

MADDE 11 – (1)    Payları SİP’te işlem gören ortaklıkların sermaye    piyasası mevzuatından kaynaklanan ve bu Tebliğde yer almayan yükümlülük ve    muafiyetleri için, payları GİP’te işlem gören    ortaklıklar için geçerli olan hükümler kıyasen uygulanır.

İlk    uygulama yılında bildirim süreleri ve bağımsız denetim yükümlülüğü

GEÇİCİ    MADDE 1 – (1) SİP’te hesap döneminin bitimini    izleyen 6 ay içerisinde işlem görmeye başlayan halka açık anonim    ortaklıkların ilk altı aylık ara dönem finansal tablolarının özel bağımsız    denetimden geçirilmesi zorunludur.

(2) Bu Tebliğe göre ilk defa finansal tablo düzenlenmesi    durumunda, KAP’a bildirim sürelerine ayrıca üç hafta    daha ilave edilir.

Yürürlük

MADDE 12 – (1) Bu    Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 13 – (1) Bu    Tebliğ hükümlerini Sermaye Piyasası Kurulu yürütür.

SPK Tebliği (SERİ: IV, NO: 57)

 

11 Şubat 2012 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 28201

TEBLİĞ

Sermaye    Piyasası Kurulundan:KURUMSAL    YÖNETİM İLKELERİNİN BELİRLENMESİNE VE

UYGULANMASINA    İLİŞKİN TEBLİĞ (SERİ: IV, NO: 56)’DE

DEĞİŞİKLİK    YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SERİ: IV,    NO: 57)

MADDE 1 – 30/12/2011 tarihli ve 28158 sayılı Resmî Gazete’de    yayımlanan Kurumsal Yönetim İlkelerinin Belirlenmesine ve Uygulanmasına    İlişkin Tebliğ (Seri: IV, No: 56)’in 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra    eklenmiştir.

“(8) 4.3.7 numaralı ilkenin (g) bendinde belirtilen    bağımsızlık kriterini bağımsız üyelerden en az    yarısının sağlaması yeterlidir.”

MADDE 2 – Aynı    Tebliğin ekinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim    İlkelerinin 1.3.10 numaralı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Şirketlerin; varlıklarının tümünü veya önemli bir    bölümünü devretmesi veya üzerinde ayni hak tesis etmesi veya kiraya    vermesi, önemli bir varlığı devir alması veya kiralaması, imtiyaz öngörmesi    veya mevcut imtiyazların kapsam veya konusunu değiştirmesi, borsa kotundan    çıkması Kurumsal Yönetim İlkelerinin uygulanması bakımından önemli    nitelikte işlem sayılır. İlgili mevzuat uyarınca önemli nitelikteki    işlemlere ilişkin genel kurul kararı gerekmedikçe, söz konusu işlemlere    ilişkin yönetim kurulu kararının icra edilebilmesi için bağımsız üyelerin    çoğunluğunun onayının bulunması gerekir. Ancak, önemli nitelikteki    işlemlerde bağımsız üyelerin çoğunluğunun onayının bulunmaması ve bağımsız    üyelerin çoğunluğunun muhalefetine rağmen anılan işlemlerin icra edilmek    istenmesi halinde, işlem genel kurul onayına sunulur. Bu durumda, bağımsız    yönetim kurulu üyelerinin muhalefet gerekçesi derhal kamuya açıklanır, SPK’ya bildirilir ve yapılacak genel kurul toplantısında    okunur. Önemli nitelikteki işlemlere taraf olanların ilişkili taraf olması    durumunda, genel kurul toplantılarında ilişkili taraflar oy kullanamaz. Bu    maddede belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmesi için yapılacak genel    kurul toplantılarında toplantı nisabı aranmaz ve karar, oy hakkı    bulunanların adi çoğunluğu ile alınır. Bu hususa ilişkin hükümlere esas    sözleşmede yer verilir.”

MADDE 3 – Aynı    Tebliğin ekinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim    İlkelerinin 4.3.4 numaralı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“4.3.4. Yönetim kurulu içerisindeki bağımsız üye sayısı    toplam üye sayısının üçte birinden az olamaz. Bağımsız üye sayısının    hesaplanmasında küsuratlar izleyen tam sayı olarak dikkate alınır. Her    durumda, bağımsız üye sayısı ikiden az olamaz.”

MADDE 4 – Aynı    Tebliğin ekinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim    İlkelerinin 4.3.5 numaralı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“4.3.5. Bağımsız yönetim kurulu üyelerinin görev süresi    üç yıla kadar olup, tekrar aday gösterilerek seçilmeleri mümkündür.”

MADDE 5 – Aynı    Tebliğin ekinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim    İlkelerinin 4.3.7 numaralı maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.

“i) Şirket faaliyetlerinin işleyişini takip edebilecek    ve üstlendiği görevlerin gereklerini tam olarak yerine getirebilecek ölçüde    şirket işlerine zaman ayırabiliyor olması.”

MADDE 6 – Aynı    Tebliğin ekinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim    İlkelerinin 4.3.8 numaralı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yönetim kurulu, Aday Gösterme Komitesi’nin raporu    çerçevesinde bağımsız üye aday listesini hazırlayarak genel kurul    toplantısından en az 60 gün önce SPK’ya gönderir.    SPK, 4.3.7’de belirtilen bağımsızlık kriterleri    çerçevesinde yaptığı inceleme sonucunda varsa liste hakkında olumsuz    görüşünü 30 gün içerisinde şirkete bildirir. SPK’nın    olumsuz görüş bildirmiş olduğu kişi genel kurula bağımsız üye adayı olarak    sunulamaz.”

MADDE 7 – Aynı    Tebliğin ekinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim    İlkelerine aşağıdaki 4.3.10 numaralı madde eklenmiştir.

“4.3.10. Yönetim kurulunda en az bir kadın üye bulunur.”

MADDE 8 – Bu Tebliğ    yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 9 – Bu Tebliğ    hükümlerini Sermaye Piyasası Kurulu yürütür.

Tebliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin

Tarihi

Sayısı

30/12/2011

28158

Anayasa Mahkemesi Kararı

3 Şubat 2012 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 28193

ANAYASA    MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi    Başkanlığından:

Esas Sayısı: 2004/10

Karar Sayısı: 2009/68

Karar Günü: 2.6.2009

İPTAL DAVASINI AÇAN    : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Kemal ANADOL ve Haluk    KOÇ ile birlikte 120 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU    : 10.12.2003 günlü, 5018 sayılı “Kamu Mali Yönetimi ve    Kontrol Kanunu”nun;

1-     8. maddesinde yer alan     “yetkili kılınmış mercilere” ibaresinin,

2- 12. maddesinin,

3- 15. maddesinin ikinci fıkrasının    birinci cümlesinde yer alan “kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler “    ibaresinin,

4- 31. maddesinin ikinci fıkrasının    birinci cümlesinin,

5- 37. maddesinin üçüncü fıkrasının    son cümlesinin,

6- 49. maddesinin ikinci fıkrasının    son cümlesinin,

7- 61. maddesinin  son  fıkrasının  son     cümlesindeki “yetkileri” ve “diğer hususlar” ibarelerinin,

8- 71. maddesinin son fıkrasının,

9- Geçici 4. maddesinin birinci    fıkrasının,

10- Geçici 11. maddesinin son    fıkrasının,

11- Geçici 13. maddesinin,

12–    Ekindeki (I) Sayılı Cetvel’de yer alan “41- Devlet Su İşleri Genel    Müdürlüğü”, “42- Karayolları Genel Müdürlüğü”,  “43- Köy Hizmetleri Genel    Müdürlüğü”,  “46- Tarım Reformu Genel    Müdürlüğü”,  “47- Orman Genel    Müdürlüğü”,  “48- Petrol İşleri Genel    Müdürlüğü”,  “49- Sosyal Hizmetler ve    Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü” ibarelerinin,

13- Ekindeki (II)  Sayılı Cetvel’de  yer  alan     “1- Yükseköğretim Kurulu”,             “2- Üniversiteler”,  “3- Yüksek    Teknoloji Enstitüleri”,  “11- Türkiye    Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu”,     “20- Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü”  ibarelerinin,

Anayasa’nın 2.,    6., 7., 8., 10., 11., 13., 35., 88., 89., 95., 123., 128., 130., 133.,    161., 162. ve 163. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve    yürürlüklerinin durdurulması istemidir.

I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN    GEREKÇESİ

İptal ve yürürlüğün durdurulması    istemlerini içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:

“1-    5018 Sayılı Kanun’un 8 inci Maddesindeki “yetkili kılınmış mercilere”    İbaresinin Anayasa’ya Aykırılığı

5018 sayı ve 10.12.2003 tarihli Kanunun 8 inci    maddesinde “hesap verme sorumluluğu” düzenlenmiştir. 8 inci maddeye göre;    her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve    yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak    elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden,    raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin    alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek    zorundadır.

Madde metnine bakıldığında “yetkili kılınmış    merciler” in tanımı konusunda herhangi bir açıklık olmadığı görülmektedir. Halbuki Anayasa’nın 8 inci maddesi, yürütme yetki ve    görevinin Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağını ve yerine    getirileceğini ifade etmektedir. Anayasa’nın 123 üncü maddesinde idarenin;    128 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, memurların ve diğer kamu    görevlilerinin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin,    hakları ve yükümlülüklerinin kanunla düzenleneceği ilkeleri yer almaktadır.

Söz konusu 8 inci maddede “yetkili kılınmış    merciler” denilirken, bu mercilerin hangi sıfatı taşıyan veya kimin    tarafından ve nerede yetkilendirilmiş merciler olduğunun açıklanmamış    olması, Anayasa’nın 8, 123 ve 128 inci maddelerine aykırı düştüğü gibi;    idarede, Anayasa’nın 2 nci maddesinde ifade    edilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacak bir keyfiliğe de zemin    hazırlamaktadır.

Diğer yandan, Anayasa’nın çeşitli hükümlerine    aykırı olan bir hükmün, Anayasa’nın 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın    üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ile bağdaşmayacağı da açıktır.

5018 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinde yer alan ve    yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 2, 8, 11, 123 ve 128 inci    maddelerine aykırı olan “yetkili kılınmış mercilere” ibaresinin iptal    edilmesi gerekmektedir.

2- 5018 Sayılı Kanun’un 12 nci    Maddesinin Anayasa’ya Aykırılığı

Katma bütçe, Muhasebe-i Umumiye Kanununun öngördüğü    ve yapımına izin verdiği bir bütçe türüdür ve söz konusu Kanunun, 115 inci    maddesinde tanımlanmıştır.

Bu tanımlamaya göre, bir kuruluşun katma bütçe ile    idare edilebilmesi için, kanun iki şart öngörmüştür. Kuruluşun masraflarını    karşılayabilecek kendine özgü gelirlerinin olması ve genel bütçeden ayrı    bir bütçe ile yönetilmesinde kamu yararı bulunması.

Uygulamaya baktığımızda bu iki şartın    ağırlıklarının değişkenlik gösterdiğini görmekteyiz. Katma bütçe kavramı,    yalnız Muhasebe – i Umumiye Kanunundan kökenlenen bir kavram değildir.    Anayasa’nın 161 inci maddesinin ikinci fıkrasında, 162 nci    maddesinin birinci fıkrasında ve 163 üncü maddesinde de katma bütçe kavramı    yer almakta ve Anayasa’da yer alan bu hükümler çerçevesinde katma bütçenin    tanımı ve bütçe ile ilgili diğer hususlar hakkında Muhasebe – i Umumiye    Kanununda düzenleme yapılmaktadır.

5018 sayılı Kanunun 12 nci    maddesinde ise katma bütçeye, bütçe türleri arasında yer verilmemekte ve    maddenin birinci fıkrasında, kamu idarelerince bunlar dışında herhangi bir    ad altında bütçe oluşturulamayacağı bildirilmektedir.

Bu düzenlemenin anlamı, Anayasa’nın 161, 162 ve 163    üncü maddelerinde yer alan hatta Anayasa’nın 130 uncu maddesine göre,    üniversite bütçelerinin görüşülmesinde, yürürlüğe konulmasında ve    uygulamasında usullerine tabi olunacak olan katma bütçenin, kaldırılmış    olduğudur. 5018 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin (f) bendi de bunu açıkça    ifade etmektedir.

Yasa ile bütçe türleri bakımından böyle bir    düzenleme yapılırken Anayasa düzeyinde de bir değişikliğe gidilerek katma    bütçe kavramının Anayasa’dan kaldırılmamış olması, yasa ile yapılan    düzenlemeyi Anayasa’nın 161, 162 ve 163 üncü maddelerine aykırı bir konuma    düşürmektedir.

Anayasa’da yer alan bir kavramın, bir bütçe türünün    kaldırılması isteniyorsa, bunun Anayasa değişikliği ile yapılması    zorunludur. Normlar hiyerarşisi kuramı ve Anayasa’nın 11 inci maddesinde    ifade edilen Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri bunu    gerektirmektedir.

5018 sayılı Kanunun 12 nci    maddesinde bütçe türleri arasında katma bütçeye yer verilmemesi bir başka    deyişle katma bütçe türünün kaldırılması, yukarıda açıklanan gerekçelerle    Anayasa’nın 161, 162 ve 163 üncü maddelerine aykırıdır.

Anayasa’nın 2 nci    maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk    kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli    bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku    tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan    kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup    güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı    denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda    olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan    devlettir.

Anayasa’ya aykırı bir hükmün Anayasa’nın 11 inci    maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşması    da düşünülemez. Bu yüzden söz konusu düzenleme Anayasa’nın 11 inci    maddesine de aykırıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 2, 11,    161 ve 163 üncü maddelerine aykırı olan 5018 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin iptali gerekmektedir.

3- 5018 Sayılı Kanun’un 15 inci Maddesinin İkinci    Fıkrasının Birinci Cümlesindeki “kısmen veya tamamen uygulanmayacak    hükümler” İbaresinin Anayasa’ya Aykırılığı

5018 sayılı Kanun’un 15 inci maddesinin ikinci    fıkrasının birinci cümlesindeki iptali istenen ibare, Anayasa’nın 161 inci    maddesine aykırıdır. Şöyle ki;

Anayasa’nın 161 inci maddesinin son fıkrasında    “Bütçe Yasalarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz”    denilmektedir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, bütçe    yasalarının öteki yasalardan ayrı nitelikte olması nedeniyle, bir yasa    kuralı nasıl aynı nitelikte bir yasa kuralıyla değiştirilebilirse, bütçe    yasaları da aynı biçimde hazırlanmış ve kabul edilmiş bir bütçe yasası ile    değiştirilebilir. Yasa konusu olabilecek bir kuralı kapsamamak koşuluyla    “bütçe ile ilgili hükümler” ifadesinin de bütçeyi açıklayıcı, uygulanmasını    kolaylaştırıcı nitelikte düzenlemeler olarak değerlendirilmesi    gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında açıklandığı üzere, bir    yasa kuralının bütçeden harcamayı ya da bütçeye gelir sağlamayı gerektirir    nitelikte bulunması, mutlak biçimde “bütçe ile ilgili hüküm” sayılmasına    yetmez. Her yasada değişik türde gidere neden olabilecek kurallar    bulunabilir. Böyle kuralların bulunmasıyla örneğin eğitim, savunma, sağlık,    yargı, tarım, ulaşım ve benzeri kamu hizmeti alanlarına ilişkin yasaların    bütçeyle ilgili hükümler içerdiği kabul edilirse, bu konulardaki yasaların    değiştirilip kaldırılması için de bütçe yasalarına hükümler koymak yoluna    gidilebilir. Oysa, bu tür yasa düzenlemeleri,    bütçenin yapılması ve uygulanması yöntemiyle ilişkisi bulunmayan, yasa    koyucunun başka amaçla ve bütçeninkinden tümüyle değişik yöntemlerle    gerçekleştirilmesi gereken yasama işlemleridir. 5018 sayılı Kamu Mali    Yönetimi ve Kontrol Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında “kısmen    veya tamamen uygulanmayacak hükümler yer alır” şeklinde yapılan düzenlemeye    dayanılarak, bu hususlar olağan bir yasa yerine bütçe yasası ile    düzenlenirse, Anayasa’nın 88 ve 89 uncu maddeleri bu tür yasalar yönünden    uygulanamaz duruma düşürülür. (Anayasa Mahkemesi’nin 07.10.1996 tarih,    E.1996/23, K.1996/36, sayılı kararı, R.G.08.06.2002,    sa.24779) Bu nedenle, 5018 sayılı Kanunun 15 inci    maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya bütçe ile ilgili olmayan hüküm    konulmasına imkan hazırlayan birinci cümlesindeki iptali istenen ibare,    Anayasa’nın 88, 89 ve 161 inci maddelerine aykırıdır.

Anayasa’nın 2 nci    maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk    kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli    bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku    tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan    kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup    güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı    denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda    olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan    devlettir.

Anayasa’ya aykırı bir hükmün Anayasa’nın 11 inci    maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşması    da düşünülemez. Bu yüzden söz konusu düzenleme Anayasa’nın 11 inci    maddesine de aykırıdır.

5018 sayılı Kanun’un 15 inci maddesinin ikinci    fıkrasının yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2, 11, 88, 89 ve 161    inci maddelerine aykırı olan birinci cümlesindeki “kısmen veya tamamen    uygulanmayacak hükümler” ibaresinin iptal edilmesi gerekmektedir.

4- 5018 Sayılı Kanun’un 31 inci Maddesinin İkinci    Fıkrasının Birinci Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı

Yapılan bu düzenlemede, harcama yetkililerinin    görev unvanları itibariyle tespitine ve harcama yetkisinin devredilmesine    ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığı’nca belirlenmesi öngörülmektedir.    Bu hüküm, Anayasa’nın 2, 6, 7, 8, 11 ve 128 inci maddelerine aykırıdır.

Anayasa’nın 7 nci    maddesine göre, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet    Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez”. Bu kural uyarınca yasama organı,    herhangi bir alanı Anayasal sınırlar içinde düzenleyebilir. Kişinin ve    toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmekle görevli olan devlet,    gerektiğinde demokratik hukuk devleti kurallarından ayrılmamak ve temel hak    ve özgürlükleri zedelememek koşuluyla ekonomik alanda düzenlemeler yapabilir.    Ancak, ekonomik olayların niteliğine zamanın gereklerine    göre sık sık değişik önlemler alınmasına ve    alınan önlemlerin kaldırılmasına ve yerine göre tekrar konulmasına gerek    görülen durumlarda, yasama organının, yapısı bakımından ağır işlemesi ve    günlük olayları zamanında önlemler almasının güçlüğü karşısında temel    kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususların    düzenlenmesi için yürütme organının görevlendirilmesi de yasama yetkisinin    kullanılmasıdır. Bu gibi durumlar, yasama yetkisinin devri anlamına    gelmez.(Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.1998 tarih E.1997/53, K.1998/62 sayılı    kararı, R.G.04.07.2001, sa.24452).

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında; temel    kuralların yasama organı tarafından tespit edilmesi lüzumu açıkça    vurgulanmış ve ancak bundan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin    hususlarda, yürütme organının görevlendirilebileceği belirtilmiştir. 5018 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasının    birinci cümlesinde Maliye Bakanlığı’nca belirlenmesi öngörülen alanın,    ekonominin kendi kuralları içinde yürütülecek ve bunun dışına çıkıldığında    ülkeyi büyük mali zararlara uğratabilecek olan ve teknik konuları    kapsamamasının yanı sıra geciktirmeden zamanında önlemler alınması ve    gerektiğinde derhal kaldırılması ve değiştirilmesi gereken bir alan    olmadığı ve temel kuralların yasa ile gösterilmediği de çok açıktır.

Anayasa’mızın 8 inci maddesine göre, yürütme yetki    ve görevi Anayasa’ya ve yasalara uygun olarak yerine getirilir; yürütmenin,    Anayasa’nın belirttiği ayrık haller dışında asli düzenleme yetkisi yoktur    ve 5018 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci    cümlesinde belirtilen haller, Anayasa’nın ayrık olarak yürütmeye asli düzenleme    yetkisi verdiği hallerden de değildir. Bu nedenle, söz konusu cümlede yürütmeye verilen    düzenleme yetkisi, Anayasa’nın 7 ve 8 inci maddelerine aykırı bir yetki    devridir. Yürütmeye verilen yetki, Anayasa’dan kaynaklanmadığı için,    Anayasa’nın 6 ncı maddesiyle de uyumsuzdur.

Diğer taraftan yapılan düzenlemede, harcama    yetkililerinin görev unvanları itibariyle tespitine ilişkin usul ve    esasların belirlenmesi de Maliye Bakanlığı’na bırakılmıştır. Bu husus da,    Anayasa’nın 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Memurların ve    diğer kamu görevlilerinin, nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,    hakları ve yükümlülükleri kanunla düzenlenir kuralına aykırıdır.

Anayasa’nın 7 ve 128 inci maddelerine aykırı olan    bu düzenleme; hukukun ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkeleri ve dolayısıyla    Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddeleriyle de bağdaşmamaktadır.

5018 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin ikinci    fıkrasının yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 2, 6, 7, 8, 11 ve    128 inci maddelerine aykırı olan birinci cümlesinin iptal edilmesi    gerekmektedir.

5- 5018 Sayılı Kanun’un 37 nci    Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun    iptali istenilen 37 nci maddesinin üçüncü    fıkrasının üçüncü cümlesi ile, genel bütçe    kapsamındaki idarelerde Maliye Bakanına, diğer idarelerde üst yöneticilere    ödenek ekleme yetkisi tanınmıştır. Bu kural Anayasa’nın 163 üncü maddesine    aykırıdır. Şöyle ki;

Bütçenin uygulanması sırasında ortaya çıkan ek    Ödenek ihtiyacının karşılanması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden    izin alınması zorunludur. Nitekim, Anayasa    Mahkemesi’nin 27.3.2002 günlü E.2001/385, K.2002/40 sayılı kararında,    “Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının bir yıllık gelir ve gider tahminleri    ile bunların uygulanması (gelirlerin toplanması – giderlerin yapılması)    konusunda Hükümete Bütçe Kanunlarıyla izin verilmektedir. Devlet    hizmetlerinin gerektirdiği harcamaların bütçedeki karşılıklarını ifade eden    ödeneklerin miktarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayından geçen bütçe    kanunlarında gösterilir. Öngörülen bu ödeneklerin bütçe yılındaki tüm    ihtiyaçları karşılayacak şekilde belirtilmesi gerekir. Ancak, söz konusu    ödenekler tahmine dayalı olduğundan bunun çeşitli nedenlerle yıl içinde    yetersiz kalması söz konusu olabilmektedir. Böyle durumlarda ortaya çıkacak    ödenek ihtiyacı, 1050 sayılı Muhasebe – i Umumiye Kanunu ile yılı bütçesi    kanunlarında yer alan usullere uygun olarak Bütçenin kendi içinde    gerçekleştirilecek ödenek aktarması yoluyla karşılanmakta, bu şekilde    ödeneğin karşılanamaması durumunda ise çıkarılacak bir ek ödenek kanunuyla    yapılması gerekmektedir.

Anayasa’nın bütçelerde değişiklik yapılabilmesi    esaslarını düzenleyen 163 üncü maddesinde, genel ve katma bütçelerle    verilen ödeneğin, harcanabilecek miktarın sınırını göstereceği belirtilmiş,    bu sınırın Bakanlar Kurulu kararıyla aşılabileceğine dair bütçelere hüküm    konulamayacağı ve Bakanlar Kurulu’na kanun hükmünde kararname ile bütçede    değişiklik yapma yetkisinin verilemeyeceği açıklanmış, yılı içinde tahsis    edilen ödeneğin yetersiz kalması durumunda ise gereken ek ödeneğin    öngörülen giderleri karşılayacak kaynağın gösterilmesi koşuluyla kanunla    verilmesi esası benimsenmiştir. Böylece,    bütçenin uygulanması sırasında ortaya çıkan ek ödenek ihtiyacının    karşılanması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinden izin alınması    zorunluluğu getirilmiştir.” denilmiştir.

Halbuki    37 nci maddenin üçüncü fıkrasının üçüncü    cümlesinde bakana ve üst yöneticilere TBMM’nin izni olmaksızın ödenek    ekleme imkanı tanınmıştır.

Anayasa’nın 163 üncü maddesine aykırı olan bu    düzenleme; hukukun ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkeleri ve dolayısıyla    Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddeleriyle de bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Maliye Bakanı’na ve üst    yöneticilere ödenek ekleme yetkisi veren 37 nci    maddenin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 2, 11 ve 163 üncü maddelerine aykırı    olan üçüncü cümlesinin iptali gerekmektedir.

6- 5018 Sayılı Kanun’un 49 uncu Maddesinin İkinci    Fıkrasının Son Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı

5018 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinin ikinci    fıkrasının son cümlesinde, genel yönetim kapsamındaki idarelerde    uygulanacak muhasebe ve raporlama standartlarını belirleyecek kurulun    yapısı, çalışma usul ve esasları ile diğer hususların Maliye Bakanlığı’nca    çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.

Anayasa’nın 123 üncü maddesinde idarenin;    Anayasa’nın 128 inci maddesinde ise memurların ve diğer kamu görevlilerinin    yetki ve görevlerinin kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir.

Anayasa’nın kanunla düzenleneceğini bildirdiği bir    hususta Maliye Bakanlığı’na yönetmelikle düzenleme yetkisi verilmesi,    Anayasa’nın 123 ve 128 inci maddelerine aykırıdır. Böyle bir durum,    Anayasa’nın 8 inci maddesinde ifadesini bulan yürütmenin kanuniliği ve 6 ncı maddesinde yer alan, “hiç kimsenin kökenini    Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı” ilkesi ile de    bağdaşmaz.

Diğer yandan “diğer hususlar” adı altında sınırları    ve ilkeleri yasada gösterilmeden yürütmeye verilen düzenleme yetkisinin,    asli bir düzenleme yetkisi niteliğini taşıyacağı ve Anayasa’nın 7 nci maddesinde TBMM’ne verilmiş asli düzenleme    yetkisinin Anayasa’nın açık hükmüne rağmen yürütmeye devredilmesi anlamına    geleceği ortadadır.

Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı olan bir    düzenlemenin hukukun ve Anayasa’nın üstünlüğünü zedeleyeceği ve Anayasa’nın    2 ve 11 inci maddeleri ile çelişeceği de açıktır.

5018 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinin ikinci    fıkrasının son cümlesinin yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2, 6,    7, 8, 11, 123 ve 128 inci maddelerine aykırı olan son cümlesinin iptal    edilmesi gerekmektedir.

7- 5018 Sayılı Kanun’un 61 inci Maddesinin Son    Fıkrasının Son Cümlesindeki “yetkileri” ve “diğer hususlar” İbarelerinin    Anayasa’ya Aykırılığı

61 inci maddenin son fıkrasında muhasebe    mutemetlerinin görevlendirilmelerinin, yetkilerinin, ………….ve diğer hususlara ilişkin usul ve esasların    Maliye Bakanlığı’nca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.

Anayasa’nın 128 inci maddesinde, memurların ve    diğer kamu görevlilerinin atanmalarının, görev ve yetkilerinin kanunla    düzenleneceği hükmü yer almaktadır.

Anayasa’nın bu açık hükmüne rağmen, muhasebe    mutemetlerinin yetkileri ile ilgili düzenlemenin yönetmelikle yapılacağı    yolunda bir hükmün getirilmesi, Anayasa’nın 128 inci maddesine aykırıdır.

Anayasa’nın 8 inci maddesine göre yürütme Anayasa    ve yasalar çerçevesinde yerine getirilen bir yetki ve görev olup; diğer    yandan Anayasa’nın belirttiği sınırlı istisnai haller dışında asli    düzenleme yetkisi yoktur. Yürütme ancak asli düzenlemeyi yasanın daha    önceden yaptığı bir alanda düzenleme yapabilir.

Asli düzenleme yetkisi Anayasa’nın 7 nci maddesine göre TBMM’nindir ve devredilemez.

Sınırları ve esasları yasada gösterilmeden “diğer    hususlar” olarak ifade edilen bir alanda yürütmeye bırakılan düzenleme    yetkisinin, bir asli düzenleme yetkisi niteliği taşıdığından kuşku yoktur.    Böyle bir yetkilendirmenin ise Anayasa’nın 7 ve 8 inci maddelerine aykırı    bir yetki devri niteliğini taşıdığı açıktır. Böyle bir yetki devri,    kaynağını Anayasa’dan almadığı için Anayasa’nın 6 ncımaddesi ile de uyum halinde değildir.

Anayasa’nın herhangi bir maddesine aykırı bir    hüküm, Anayasa’nın ve hukukun üstünlüğü ilkelerini zedeler ve dolayısı ile    Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine aykırı bir görünüme girer.

5018 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin son    fıkrasının son cümlesindeki, yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2,    6, 7, 8, 11 ve 128 inci maddelerine aykırı olan “yetkileri” ve “diğer    hususlar” ibarelerinin iptal edilmesi gerekmektedir.

8- 5018 Sayılı Kanun’un 71 inci Maddesinin Son    Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı

71 inci maddenin son fıkrasında, kamu zararlarının    tahsiline ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği    bildirilmiştir.

Anayasa’nın 8 inci maddesine göre yürütme yetki ve    görevi Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.    Yürütmenin, Anayasa’nın belirttiği istisnai haller dışında asli düzenleme    yetkisi yoktur. Bu yetki Anayasa’nın 7 nci    maddesinde TBMM’ne verilmiştir ve devredilemez.

71 inci maddenin son fıkrasında ise, sınırları,    esasları ve ilkeleri yasada belirtilmeden tamamen asli bir düzenleme    yetkisi niteliğinde olarak, kamu zararlarının tahsiline ilişkin usul ve    esasları belirleme yetkisi yürütmeye bırakılmıştır. Bu, Anayasa’nın 7 ve 8    inci maddelerine aykırı bir yetki devridir ve kaynağını Anayasa’dan    almadığı için Anayasa’nın 6 ncı maddesi ile de    bağdaşmamaktadır.

Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı bir    düzenleme, Anayasa’nın ve hukukun üstünlüğü ilkelerini zedeler ve dolayısı    ile Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine aykırı düşer.

5018 sayılı Kanunun 71 inci maddesinin, yukarıda    açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2, 6, 7, 8 ve 11 inci maddelerine aykırı    olan son fıkrasının iptal edilmesi gerekmektedir.

9- 5018 Sayılı Kanun’un Geçici Madde 4’ünün Birinci    Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı

Yapılan bu düzenlemede, Türkiye Büyük Millet    Meclisi İçtüzüğünde gerekli değişikliklerin 31.12.2004 tarihine kadar    yapılması öngörülmüştür. Bilindiği gibi, yasama meclislerinin kendi iç    çalışmalarını düzenlemek amacıyla; koydukları kurallara içtüzük denir.    Anayasa’mızın 95 inci maddesinin birinci fıkrası “Türkiye Büyük Millet    Meclisi, çalışmalarını kendi yaptığı içtüzük hükümlerini yürütür”    demektedir. Yasama meclislerinin kendi içtüzüklerini bizzat yapmaları    onların diğer devlet organları özellikle yürütme organı karşısındaki    bağımsızlıklarının bir göstergesidir. Buna yasama meclislerinin “yöntemsel    bağımsızlığı” denir. Anayasa’da açık bir hüküm olmasa bile meclislerin    kendi içtüzüklerini yapma yetkisine sahip oldukları kabul edilmektedir. Bu    yasama meclislerinin özerkliği ilkesinin bir sonucudur.

İptali istenilen kuralı içeren yasanın 83 üncü    maddesinde de açıklandığı üzere, bu yasayı yürütmekle görevli organ,    Bakanlar Kuruludur. O halde yasama meclisini içtüzük değişikliği konusunda    zaman bakımından sınırlandıran yasa kuralının da, yasama meclisinin    yukarıda açıklanan “yöntemsel bağımsızlığını” zedelediği açıktır ve    dolayısıyla Anayasa’nın 95 inci maddesine aykırıdır.

Anayasa’nın 95 inci maddesine aykırı olan bu    düzenleme; hukukun ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkeleri ve dolayısıyla    Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddeleriyle de bağdaşmamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 2, 11 ve    95 inci maddelerine aykırı olan Geçici madde 4’ün birinci fıkrasının iptal    edilmesi gerekmektedir.

10- 5018 Sayılı Kanun’un “Geçici Madde11”inin Son Fıkrasının    Anayasa’ya Aykırılığı

“Geçici Madde11”in son fıkrasında, döner sermaye    işletmeleri ve fonların tasfiyesine ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle    belirleneceği bildirilmiştir.

Anayasa’nın 123 üncü maddesi idarenin kanunla    düzenleneceğini ifade etmektedir.

Anayasa’nın 8 inci maddesinde ise yürütme yetki ve    görevinin Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine    getirileceği bildirilmektedir. Yürütme yetkilerini kanundan almakta;    Anayasa’ya ve kanunlara uygun biçimde kullanmaktadır. Anayasa’nın kanunla    düzenleneceğini belirttiği bir hususta, yürütmenin yetkilerinin ve döner    sermaye ile fonların tasfiyesinin yönetmelikle düzenlenmesine imkan tanımak, Anayasa’nın 8 ve 123 üncü maddelerine    açıkça aykırıdır.

Diğer yandan, Anayasa’nın açıkça belirttiği    istisnai haller dışında yürütmenin asli düzenleme yetkisi yoktur. Bu yetki    Anayasa’nın 7 nci maddesine göre TBMM’nindir ve    devredilemez.

Halbuki“Geçici Madde11”    in son fıkrasında döner sermaye ve fonların tasfiyesine ilişkin esas ve    hususları belirlemek konusunda yürütmeye asli bir düzenleme yetkisi    tanınmıştır. Çünkü bir hususun yönetmelikle düzenleneceğine belirtmek, yasa    ile yapılacak asli düzenleme gereksinimini karşılamamaktadır. Bu nedenle de    böyle bir yetkilendirme Anayasa’nın 7 ve 8 inci maddelerine aykırı bir    yetki devri niteliğini taşımaktadır ve kökenini Anayasa’dan almadığı için,    Anayasa’nın 6 ncı maddesi ile de uyum halinde    değildir.

Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı bir    düzenleme, Anayasa’nın ve hukukun üstünlüğünü zedeler ve dolayısı ile    Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine de aykırı düşer.

5018 sayılı Kanun’un Geçici Madde 11 inin yukarıda    açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2, 6, 7, 8, 11 ve 123 üncü maddelerine    aykırı olan son fıkrasının iptal edilmesi gerekmektedir.

11- 5018 Sayılı Kanun’un Geçici Madde 13’ünün    Anayasa’ya Aykırılığı

Anayasa’nın 2 nci    maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Başlangıç’ta belirtilen temel ilkelere    dayanan bir devlet olduğu vurgulanmış; 176 ncımaddesi ile Anayasa metni içinde olduğu açıklanan “Başlangıç” bölümünde    güçler ayrılığı ilkesine yer verilmiş; yasama, yürütme ve yargı yetkilerini    kullanacak organlar da Anayasa’nın 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde gösterilmiştir.    Bu bağlamda, Anayasa’nın 7 nci maddesinde, yasama    yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kullanılacağı ve    devredilemeyeceği öngörülmüştür. Yasada temel kurallar konmadan, ölçüsü ve    sınırı belirlenmeden yürütme organına yetki verilmesi Anayasa’nın 7 nci maddesine aykırı düşer.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun    Geçici 13 üncü maddesinde, bir kamu idaresinin kuruluş kanununda    belirlenmemiş olması halinde bu kuruluşun bütçesinin Kanuna ekli    cetvellerden hangisine dahil olacağını, diğer bir    anlatımla ne tür bütçeli bir kuruluş olacağını belirleme yetkisi doğrudan    Maliye Bakanlığı’na verilmiştir. Bu hüküm ile esasen yasa ile düzenlenmesi    gereken bir alanda, yürütmeye kural koyma yetkisi verilmektedir ki, böyle    bir düzenleme de yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasa’nın    7 ve 8 inci maddelerine açıkça aykırıdır.

Kaldı ki Anayasa’nın 123 üncü maddesi, idarenin    kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu ve kanunla düzenleneceğini    açıkça ifade etmekte; bir kamu idaresinin hangi bütçede yer alacağının    belirlenmesi ise Anayasa’nın hiçbir hükmünde, yürütmenin asli düzenleme    yetkisi kullanacağı bir alan olarak gösterilmemiş bulunmaktadır.

Bu nedenle söz konusu Geçici Madde 13’de Maliye    Bakanlığı’na verilen yetki, Anayasa’nın 123 üncü maddesine de aykırıdır.

Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı bir    düzenleme, Anayasa’nın ve hukukun üstünlüğünü zedeler ve dolayısı ile    Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine de aykırı düşer.

Bu yetki dayanağını Anayasa’dan almadığı için,    Anayasa’nın 6 ncı maddesi ile bağdaşması da    beklenemez. 5018 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa’nın    2, 6, 7, 8, 11 ve 123 üncü maddelerine aykırı olan Geçici Madde 13’ünün    iptal edilmesi gerekmektedir.

12- 5018 Sayılı Kanun’un (I) Sayılı Cetvelindeki    “41- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü”, “42- Karayolları Genel Müdürlüğü”,    “43- Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü”, “46- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü”,    “47- Orman Genel Müdürlüğü”, “48- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü”, “49-    Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü” İbarelerinin    Anayasa’ya Aykırılığı

5018 sayılı Kanuna bağlı (I) sayılı cetvelde; Genel    bütçe kapsamındaki kamu idareleri yer almaktadır. Cetvelde yer alan 54 adet    kamu idaresinin bir bölümü eskiden de genel bütçeli idare olarak varlığını    sürdüren kamu idareleridir. Buna karşılık (I) sayılı cetvelde yer alan    idarelerin bir bölümü ise, eskiden katma bütçeli idare olarak varlıklarını    sürdürmekte idiler.

5018 sayılı Kanuna bağlı (I) sayılı cetveldeki:    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, 6200 sayılı Kanunla; Karayolları Genel    Müdürlüğü, 5539 sayılı Kanunla; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 3202 sayılı    Kanunla; Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, 3155 sayılı Kanunla; Orman Genel    Müdürlüğü, 3234 sayılı Kanunla; Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, 6326 sayılı    Kanunla; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2828    sayılı Kanunla kurulmuştur.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün kuruluşuna ait    6200 sayılı Kanun’un 1 inci maddesine göre; DSİ, Bayındırlık Bakanlığı’na    bağlı, tüzel kişiliğe haiz, katma bütçeli bir kuruluştur.

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kuruluşuna ait 5539    sayılı Kanun’un 1 inci maddesine göre; Karayolları Genel Müdürlüğü,    Bayındırlık Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliğe haiz, katma bütçeli bir    kuruluştur.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kuruluşuna ait    3202 sayılı Kanun’un 1 inci maddesine göre; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü,    Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı katma    bütçeli ve tüzelkişiliği haiz bir kuruluştur.

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü’nün kuruluşuna ait    3155 sayılı Kanun’un 1 inci maddesine göre; Tarım Reformu Genel Müdürlüğü,    Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı kamu    tüzelkişiliğine sahip katma bütçeli bir kuruluştur.

Orman Genel Müdürlüğü’nün kuruluşuna ait 3234    sayılı Kanun’un 1 inci maddesine göre; Orman Genel Müdürlüğü, Tarım Orman    ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı, kamu    tüzelkişiliğine sahip, katma bütçeli bir kuruluştur.

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün kuruluşuna ait    6326 sayılı Kanun’un 17 nci maddesine göre;    Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na    bağlı, katma bütçeli ve tüzel kişiliğe haiz bir kuruluştur.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel    Müdürlüğü’nün kuruluşuna ait 2828 sayılı Kanun’un 5 inci maddesine göre;    Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Başbakanlığa    bağlı, kamu tüzelkişiliğine sahip, katma bütçeli bir kuruluştur.

Kısaca ifade etmek gerekirse, yukarıda sözü edilen    kuruluşların hepsi de çeşitli bakanlıkların bağlı kuruluşu olup, katma    bütçeli ve tüzel kişiliği olan kuruluşlardır.

5018 sayılı Kanunun 12 nci    maddesinde, genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezî    yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumları bütçeleri ve mahallî idareler    bütçeleri olarak tasnif edilmiştir. Aynı maddede merkezî yönetim    bütçesinin, bu Kanuna ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan    kamu idarelerinin bütçelerinden oluştuğu belirtilmiştir.

5018 sayılı Kanuna bağlı (I) sayılı cetvelde,    “Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri”; (II) sayılı cetvelde, “Özel    bütçe kapsamındaki idareler”; (III) sayılı cetvelde, “Düzenleyici ve    denetleyici kurumlar”; (IV) sayılı cetvelde, “Sosyal güvenlik kurumları”    yer almıştır.

5018 sayılı Kanunun 12 nci    maddesinde, “genel bütçe”; Devlet tüzel kişiliğine dahil    olan ve bu kanuna ekli (I) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin    bütçesi şeklinde tanımlanmıştır.

Aynı maddede “özel bütçe” de tanımlanmıştır. Özel    bütçe: Bir bakanlığa bağlı veya ilgili olarak belirli bir kamu hizmetini    yürütmek üzere kurulan, gelir tahsis edilen, bu gelirlerden harcama yetkisi    verilen, kuruluş ve çalışma esasları özel kanunla düzenlenen ve bu Kanuna    ekli (II) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir.

Anayasa’nın 161 inci maddesinin ikinci fıkrasında,    genel ve katma bütçelerin nasıl hazırlanacağı ve uygulanacağının kanunla    belirleneceği yazılıdır. Anayasa’nın 162 nci    maddesinin birinci fıkrasında ise, Bakanlar Kurulu’nun genel ve katma bütçe    tasarılarını, mali yıl başından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağı    hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 162 nci    maddesinin dördüncü fıkrasına göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri    Genel Kurulda, bakanlık ve daire bütçeleriyle katma bütçeler hakkında    düşüncelerini açıklarlar. Anayasa’nın 163 üncü maddesinin ilk cümlesine    göre, genel ve katma bütçelere verilen ödenek, harcanabilecek miktarın    sınırını gösterir.

Anayasa’nın 123 üncü maddesine göre, idarenin    kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına    dayanır.

Yukarıdaki Anayasa hükümlerinden de anlaşılacağı    üzere, Anayasa’nın bütçe ile ilgili düzenlemelerinin hepsinde; genel ve    katma bütçe ibareleri vardır

Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu öncesinde,    bütçe sistemimizin önemli bir unsuru olan katma bütçe, idarenin farklı    işlevleri haiz bazı kamu kuruluşları için gerekli bir bütçe sistemi idi.    Katma bütçeli kamu kuruluşları, sistem gereği birer “kamu tüzel    kişiliğidir”. Bu kuruluşlar “Devlet Kamu Tüzel Kişiliğinin” dışında, ancak    Devletin tabi olduğu kurallara tabi ve yine Devletin bir organı olarak    sorumluluk taşırlar.

Bağlı kuruluşlar, hizmetleri sırasında bir gelir    elde etmektedir. Bu kuruluşlar giderlerini bu gelirlerden karşılarlar.    Gelir fazlası Hazineye devir olur, ancak gelirler kuruluşun giderlerini    karşılayamazsa aradaki fark hazine yardımı ile kapatılır. Bu yüzden bu tür    bütçelere “Katma Bütçe” denmektedir.

Katma bütçe uygulaması Muhasebe – i    Umumiye Kanunu’nda bütçenin genellik ilkesinin bir istinası olarak yer    almıştır. 1050 sayılı Muhasebe – i Umumiye Kanunu’nun 115 inci maddesi,    katma bütçeleri; giderleri özel gelirleri ile karşılanan ve genel bütçe    dışında yönetilen kuruluş bütçeleri olarak tanımlamıştır. Katma bütçelerin    açığı, genel bütçelerin açığı, fazlası da geliri sayılır.

1050 sayılı Muhasebe – i Umumiye Kanunu’nun 118    inci maddesine göre, katma bütçeli kuruluşların hesapları ve işlemleri    hakkında kendi özel kuruluş yasalarında yer alan hükümler uygulanır. Özel    yasalarda hüküm olmayan durumlarda Muhasebe – i Umumiye Kanunu geçerlidir.

1050 sayılı Muhasebe – i Umumiye Kanunu’nun 23 üncü    maddesi, taşınmaz malların yönetimi ile ilgilidir. Bu maddede, Devlete ait    bütün taşınmaz mallar Tapu İdaresince Hazine adına tescil edilir ve Maliye    Bakanlığı tarafından yönetilir denmektedir.

Bu düzenlemedeki “Devlet” tabirinin özel manada    kullanıldığı, 23 üncü maddedeki (Devlet) tabirinden katma ve özel bütçeli    kamu idarelerinden ayrı olan devlet tüzel kişiliğini anlamak gerekeceği,    çok eskilerde; Danıştay Genel Kurulunun 26.12.1946 tarih ve 46 – 13/46 –    119 sayılı istişari kararında açıklığa    kavuşturulmuştur.

Danıştay Genel Kurulu’nun söz konusu kararında    aynen şöyle denmektedir: Kanunun 23 üncü maddesindeki (Devlet) tabirinden    katma ve özel bütçeli kamu idarelerinden ayrı olan devlet tüzel kişiliğini    anlamak gerekir. Bu itibarla maddedeki (Devlet) tabirinin katma ve özel    bütçeli kamu idarelerini şumulü dışında bıraktığı    anlaşılır. Bunların gayrimenkul iktisabı bakımından durumlarını özel    kanunları düzenler. Ancak özel kanunlarında sarahat yoksa,    tüzel kişiliğe sahip bulunmaları sebebiyle Medeni Kanuna göre, bütün tüzel    kişiler gibi gayrimenkul iktisap edebilmek hakkını haiz olurlar. Bunun için    de yine Medeni Kanunun 633 üncü maddesine göre gayrimenkulün adlarına kaydı    lazımdır. Bu suretle katma bütçeli idareler tarafından satın alınan gayri menkullerin Hazine adına tescili bahis konusu    olamayacağına göre, bu gibi gayri menkullerin Hazinece kirasız kullanılması    da düşünülemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Maliye Bakanlığı, Danıştay Kararına uygun işlem    yapılmasını 24.07.1950 tarih ve 1171 sayılı genelge ile teşkilatına    duyurmuştur.

5018 sayılı Kanun, bu kuruluşları (I) sayılı    cetvele alarak yani, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri arasına    alarak, bu kuruluşların ayrı tüzel kişiliklerine son vermiştir. Bu    kuruluşların kendi kuruluş kanunlarından kaynaklanan tüzel kişiliklerinin    sona ermesi, bunların devlet tüzel kişiliğinden ayrı olarak taşınmaz mal    edinme veya taşınmaz mallar üzerindeki tasarruf haklarını da sona    erdirmiştir.

5018 sayılı Kanunun “Taşınır ve taşınmaz satışı”    başlıklı 46 ncı maddesinde; genel bütçe    kapsamındaki kamu idarelerinin her türlü taşınır ve taşınmazlarının    satışına Maliye Bakanlığı’nın yetkili olduğu, diğer kamu idarelerine ait    taşınır ve taşınmazların elden çıkarılmasının özel kanunlarında belirtilen    yetkili organlarının kararıyla mümkün olduğu ve merkezî yönetim    kapsamındaki kamu idarelerinin taşınmazlarından değeri her yıl merkezî    yönetim bütçe kanununda belirtilen sınırın üzerinde olanların, Bakanlar    Kurulu kararıyla satılacağı hükme bağlanmıştır. Böylece tüzel kişiliği bağlandığı bütçe türü    nedeniyle kalkmış olan eski katma bütçeli kurum ve kuruluşların her türlü    taşınır ve taşınmazlarının Maliye Bakanlığı tarafından satılması imkân dahiline girmiştir.

Anayasa’nın 35 inci maddesi, mülkiyet hakkını kişi    hakkı olarak kabul etmiştir. Anayasa’nın 35 inci maddesine göre, mülkiyet    hakkı kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir ve mülkiyet hakkının    kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

Mülkiyet hakkı; bir kimsenin, başkasının hakkına    zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara da uymak koşulu ile bir    şey üzerinde dilediği biçimde kullanma, ürünlerinden yararlanma, tasarruf    etme (başkasına devretme, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme)    yetkilerini içerir.

Anayasal güvence altına alınan bu haktan, malik    sıfatını taşıyan bütün gerçek ve tüzel kişiler yararlanabilir. Bu güvence,    hukuk devletinin gereğidir ve ancak kamu yararı amacıyla, kanunla    sınırlandırılabilir.

Anayasa’yla güvence altına alınmış bir temel hakkın    ortadan kaldırılamayacağı, duraksamaya yer vermeyecek kadar açıktır. Temel    hak ve özgürlüklerin kaldırılmasından değil, sadece sınırlandırılmasından    söz edilebilir ki, bu da ancak Anayasa’nın 13 üncü maddesindeki koşullar    çerçevesinde olanaklıdır.

Anayasa’nın 13 üncü maddesinde, temel hak ve    hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlandırmalar demokratik toplum    düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında    kullanılamaz denilerek, sınırlandırmanın ölçüsü de konulmuştur.

Demokratik toplum düzeninin gereklerinden birisi    de, sınırlamalarda hürriyetlerin özüne dokunulmamasıdır. Güdülen amaç ne    olursa, sınırlamalar özgürlüğün kullanılmasını tümüyle ortadan kaldıracak    düzeyde ve ağırlıkta olamaz. (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin E.1989/6,    K.1989/42, K.t.07.11.1989 sayılı kararı)

Kişinin sahip olduğu dokunulmaz, devredilmez,    vazgeçilmez, temel hak ve özgürlüklerinin özüne dokunan kısıtlamalar,    nedeni ne olursa olsun, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle uyum    içinde sayılamaz. (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin E.1987/16, K.1988/8, K.t.    19.04.1988 sayılı kararı).

İptali istenen düzenleme de, hakkı özünden    zedelediği için, “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ni karşılayamamakta ve dolayısı ile mülkiyet hakkını    Anayasa’nın 35 ve 13 üncü maddelerine aykırı biçimde sınırlandırmakta, daha    doğrusu yok etmektedir.

Her şeyden önce, yasa ile yapılan düzenlemelerde,    Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine, hukuk devleti ilkesine uygun    hareket edilmesi ve gerçek ya da tüzel kişilerin kazanılmış haklarına    dokunulmaması gerekir. Kazanılmış hakların korunması, hukuk devleti    ilkesinin gereğidir. Hukuk devletinde, bütün devlet faaliyetlerinin hukuk    kurallarına uygun olması, önemli ve temel bir ilkedir.

Anayasa Mahkemesi’nin K.1997/69 sayılı kararında    aynen şöyle denilmektedir. Anayasa’nın mülkiyet hakkını güvenceye alan 35    inci maddesine göre: “herkes mülkiyet hakkına sahiptir. Bu hak, ancak kamu    yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir ve kullanılması toplum yararına    aykırı olamaz. Mülkiyet hakkı başkasına zarar vermemek ve yasaların koyduğu    sınırlamalara uymak koşuluyla, kişinin, bir şey üzerinde dilediği biçimde    yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanma biçimini    değiştirme, harcama ve tüketme yetkilerini kapsar. Özel mülkiyet gibi kamu    mülkiyeti de Anayasa’nın 35 inci maddesinin güvencesi altındadır. Zira, özel mülkiyeti güvenceye alan Anayasa’nın, kamu    mülkiyetini güvencesiz bıraktığı düşünülemez. 35 inci maddeye göre mülkiyet    hakkı ancak kamu yararı amacıyla ve yasayla sınırlanabilir.”

Anayasa’da yer alan hukuk devleti ilkesi,    Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti; yönetilenlere hukuk    güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine dayanan devlet düzeninin    adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve istikrarın korunması da    kazanılmış hakların korunması ilkesine bağlılık ile mümkündür.

Kazanılmış haklar, hukuk devleti kavramının    temelini oluşturan en önemli unsurdur. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı    nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar Anayasa’nın 2 nci    maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.”    hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı ve hukuksal    güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul    edilemez.

Anayasa’nın 2 nci    maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan    haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve    işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup    bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,    hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla    kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa    koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın bulunduğu    bilincinde olan devlettir.

Halbuki    iptali istenen düzenleme ile kimi kamu tüzel kişilerinin taşınır ve    taşınmazları üzerindeki kazanılmış hakları ortadan kaldırılmış ve böylece    Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti    ilkesine aykırı bir durum ortaya konulmuştur.

Anayasa’nın birden çok maddesine aykırı olan bir    hüküm, Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve    üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmaz.

Yukarıda açıklanan nedenlerle 5018 sayılı Kanuna    bağlı (I) sayılı cetveldeki “41- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü”, “42-    Karayolları Genel Müdürlüğü”, “43- Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü”, “46-    Tarım Reformu Genel Müdürlüğü”, “47- Orman Genel Müdürlüğü”, “48- Petrol    İşleri Genel Müdürlüğü”, “49- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu    Genel Müdürlüğü” ibareleri Anayasa’nın 2 nci    maddesindeki hukuk devleti ilkesine; 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü    ilkesine; 13 üncü maddedeki temel hak ve hürriyetlerin özüne    dokunulmaksızın sınırlandırılması ilkesine; 161, 162 ve 163 üncü    maddelerindeki bütçe ile ilgili kurallara ve 35 inci maddedeki mülkiyet    hakkına aykırı olup, iptali gerekir.

13- 5018 Sayılı Kanun’un (II) Sayılı Cetvelindeki    “1- Yükseköğretim Kurulu”, “2- Üniversiteler”, “3- Yüksek Teknoloji    Enstitüleri”, “11- Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu”, “20-    Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü”, nün Anayasa’ya    Aykırılığı

5018 sayılı Kanunun 2 nci    maddesi kapsam maddesidir. Bu maddede Kanunun, merkezi    yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî    idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin malî    yönetim ve kontrolünü kapsadığı, Avrupa Birliği fonları ile yurt içi ve    yurt dışından kamu idarelerine sağlanan kaynakların kullanımı ve    kontrolünün de uluslararası anlaşmaların hükümleri saklı kalmak kaydıyla,    bu Kanun hükümlerine tâbi olduğu belirtildikten sonra, maddenin son    fıkrasında, düzenleyici ve denetleyici kurumların, bu Kanunun sadece 3, 7,    8, 12, 15, 17, 18, 19, 25, 43, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 68 ve 76 ncı maddelerine tâbi olduğu hükme bağlanmıştır.

5018 sayılı Kanun’un 2 nci    maddesinin gerekçesi aynen şöyledir:

“Bu maddeyle, uluslararası standartlara ve    yaklaşımlara uygun olarak, Kanunun kapsamı genel idare olarak öngörülmüş;    genel bütçe kapsamındaki idareler, özel bütçe kapsamındaki idareler,    mahalli idareler ve sosyal güvenlik kurumlarının malî yönetim ve kontrol    işlemleri Kanun kapsamına alınmıştır.

Buna karşılık Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile    kamu iktisadî teşebbüsleri ve kamuya ait şirketler Kanun kapsamı dışında    tutulmuş; malî özerkliklerinin korunması amacıyla düzenleyici ve    denetleyici kurumların Kanunun sadece belirli maddelerine tâbi olmaları    hükme bağlanmıştır.”

Yukarıya alınan madde gerekçesindeki ifadeden de    açıkça anlaşılacağı üzere, düzenleyici ve denetleyici kurumlar malî    özerkliklerinin korunması amacıyla Kanunun sadece belirli maddelerine tâbi    tutulmuştur.

Düzenleyici denetleyici kurumların kendi özel    kuruluş kanunları vardır. Rekabet Kurumu 4054 sayılı    Kanunla, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu 4389 sayılı Kanunla;    Sermaye Piyasası Kurulu 2499 sayılı Kanunla, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu    3984 sayılı Kanunla; Telekomünikasyon Kurumu 4502 sayılı Kanunla, Şeker Kurumu    4634 sayılı Kanunla; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 4628 sayıl kanunla;    Kamu İhale Kurumu 4734 sayılı Kanunla; Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü    İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 4733 sayılı Kanunla kurulmuştur.

Söz konusu kurumlara ilişkin yasal düzenlemelerin    bir kısmında “kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahiptir”    veya “özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği niteliğindedir” ibareleri    kullanılarak bu kurumların özerklikleri vurgulanmıştır. Şeker kurumuna    ilişkin düzenleme de ise, sadece “kurum kamu tüzel kişiliğine sahiptir”    ibaresi kullanılmıştır. Yani kurumların özerkliklerini sağlamaya yönelik    düzenlemeler arasında birlik yoktur.

Ayrı bir kamu tüzel kişiliğine ve özerkliğe sahip    olan kurumların bazı bakımlardan devlet tüzel kişiliği kapsamındaki    kurumlardan farklı mali süreç ve statülere tabi tutulmaları doğaldır.    Ancak, Kanuna ekli (II) sayılı cetvelde yer alan kurumlar arasında Yüksek    Öğretim Kurulu, Tübitak gibi kendi kuruluş    yasalarındaki hükümlerden dolayı özerkliği olan ya da Türkiye Radyo ve    Televizyon Kurumu ve üniversite gibi özerklikleri Anayasa’dan kaynaklanan    kurumlar da vardır.

Anayasa’nın 130 uncu maddesinde kamu tüzel    kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin Devlet tarafından    kanunla kurulacağı yazılıdır.

Aynı şekilde Anayasa’nın 133 üncü maddesinde    devletçe kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu    ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliğinin ve    yayınlarının tarafsızlığının esas olduğu yazılıdır.

5018 sayılı Kanun’un (II) sayılı cetvelinde;    Yükseköğretim Kuruluna, Üniversitelere, Yüksek Teknoloji Enstitülerine,    Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğüne ve Türkiye Bilimsel ve    Teknik Araştırma Kurumuna yer verilmekle, özerkliği olan kuruluşlar için    Anayasa’ya aykırı bir düzenleme yapılmıştır.

TRT’nin, üniversitelerin veya özerkliğe sahip diğer    kurumların düzenleyici ve denetleyici kurumların tabi olmadığı hükümlere    aynen tabi olmamaları gerekmez. Hatta kurumların farklı    derecelerde özerklikleri söz konusu olabileceği için; farklı kurumların,    Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun farklı maddelerine tabi    tutulmalarının, aynen düzenleyici ve denetleyici kurumlar gibi, tüzel    kişiliğe ve özerkliğe haiz diğer kurumlar için de 5018 sayılı Kanun’un    hangi hükümlerine tabi olarak faaliyet göstereceklerinin ayrıca    düzenlenmesinin ya da bu tür kuruluşların farklı bir cetvelde    gösterilmesinin Anayasa’ya daha uygun olacağı söylenebilir. Bu,    Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine de uygun olur.

Kaldı ki, Anayasa’nın 130 uncu maddesinin sekizinci    fıkrası hükmünde yer alan “katma bütçe esaslarına uygun olarak işleme tabi    tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir” ibaresi, üniversite bütçesi    için, bütçe türü ve uygulanacak usul bakımından Anayasa’dan doğan bir kural    niteliğini taşımaktadır.

Anayasa’nın 10 uncu maddesinde öngörülen kanun    önündeki eşitlik ilkesi, yasama ve yürütmenin yetkilerini kullanırken uymak    zorunda oldukları Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin en önde    gelenlerindendir. Yasama ve yürütme, idare edilenler yönünden, hak    yaratırken ve külfet getirirken, bu ilkeye uygun davranmakla yükümlüdürler.    Anayasa’nın 10 uncu maddesi, “Devlet organları ve idare makamları bütün    işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek    zorundadırlar” şeklindeki amir hükmü ile, bu    hususu net olarak ifade etmektedir.

Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine göre,    kanunların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî    inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmeyecek ve bu nedenlerle eşitsizliğe    yol açılmayacaktır. Bu ilke ile, birbirlerinin    aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve    toplulukların yaratılması engellenmektedir. Aynı hukuksal durumlar aynı,    ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen    eşitlik ilkesi zedelenmez.

Anayasa’nın 10 uncu maddesi gerçek kişiler için    geçerli olduğu gibi tüzel kişiler için de söz konusudur.

Bütün bu değinilen hususlara karşın, iptali istenen    düzenleme ile aynı durumda olanların bütçe bakımından farklı hükümlere tabi    kılınması, Anayasa’nın 10 uncu maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine    aykırı düşmektedir.

Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı olan bir    düzenleme, hukukun üstünlüğünü ve dolayısı ile Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesini zedeler.

Anayasa’nın 2 nci    maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk    kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli    bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku    tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan    kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup    güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı    denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda    olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan    devlettir.

Anayasa’ya aykırı bir hükmün Anayasa’nın 11 inci    maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşması    da düşünülemez. Bu yüzden söz konusu düzenleme Anayasa’nın 11 inci    maddesine de aykırıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, 5018 sayılı Kanunun    (II) sayılı cetvelindeki “1- Yükseköğretim Kurulu”, “2- Üniversiteler”, “3-    Yüksek Teknoloji Enstitüleri”, “11- Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma    Kurumu”, “20- Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü”,    ibareleri, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 10 uncu    maddesindeki eşitlik ilkesine; 11 inci maddesindeki Anayasa’nın    bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine ve 130 uncu maddesindeki yükseköğretim    kurumları ile ilgili kurala, 133 üncü maddesindeki radyo ve televizyon    kuruluşları ve kamuyla ilişkili haber ajanslarıyla ilgili kurala aykırı    olup, iptali gerekir.

IV.    YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

5018 sayılı Kanunun 8 inci maddesindeki “yetkili    kılınmış mercilere” ibaresinin; 12 nci    maddesinin; 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesindeki    “kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler” ibaresinin; 31 inci    maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin; 37 nci    maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesinin; 49 uncu maddesinin ikinci    fıkrasının son cümlesinin; 61 inci maddesinin son fıkrasının son    cümlesindeki “yetkileri” ve “diğer hususlar” ibarelerinin, 71 inci    maddesinin son fıkrasının; Geçici Madde 4’ün birinci fıkrasının; Geçici    Madde 11’in son fıkrasının; Geçici Madde 13’ün; (I) sayılı cetvelindeki:    “41- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü”, “42- Karayolları Genel Müdürlüğü”,    “43- Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü”, “46- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü”,    “47- Orman Genel Müdürlüğü”, “48- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü”, “49-    Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü” ibarelerinin;    (II) sayılı cetvelindeki “1-Yükseköğretim Kurulu”, “2- Üniversiteler”, “3-    Yüksek Teknoloji Enstitüleri”, “11- Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma    Kurumu”, “20- Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü”,    ibarelerinin uygulanmasından, sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum    ve zararlar doğacaktır. Bu tür    durum ve zararların önlenebilmesi için, söz konusu hükümlerin yürürlüğünün    durdurulması gerekmektedir.

V.    SONUÇ VE İSTEM

10.12.2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali    Yönetimi ve Kontrol Kanununun:

1-  (a) 8    inci maddesindeki “yetkili kılınmış mercilere” ibaresinin Anayasa’nın; 2,    8, 11, 123 ve 128 inci maddelerine,

(b) 12 nci    maddesinin Anayasa’nın; 2, 11, 161, 162 ve 163 üncü maddelerine,

(c) 15 inci maddesinin    ikinci fıkrasının birinci cümlesindeki “kısmen veya tamamen uygulanmayacak    hükümler” ibaresinin Anayasa’nın; 2, 11, 88, 89 ve 161 inci maddelerine,

(d) 31 inci maddesinin    ikinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’nın; 2, 6, 7, 8, 11 ve 128    inci maddelerine,

(e) 37 nci    maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’nın; 2, 11 ve 163    üncü maddelerine,

(f) 49 uncu maddesinin    ikinci fıkrasının son cümlesinin Anayasa’nın; 2, 6, 7, 8, 11, 123 ve 128    inci maddelerine,

(g) 61 inci maddesinin son fıkrasının son    cümlesindeki “yetkileri” ve “diğer hususlar” ibarelerinin Anayasa’nın 2, 6,    7, 8, 11 ve 128 inci maddelerine,

(h) 71 inci maddesinin son    fıkrasının Anayasa’nın; 2, 6, 7, 8 ve 11 inci maddelerine,

(ı) Geçici Madde 4’ünün    birinci fıkrasının Anayasa’nın; 2, 11 ve 95 inci maddelerine,

(i) Geçici Madde 11’inin son    fıkrasının Anayasa’nın; 2, 6, 7, 8, 11 ve 123 üncü maddelerine,

(j) Geçici Madde 13’ünün    Anayasa’nın; 2, 6, 7, 8, 11 ve 123 üncü maddelerine,

(k) (I)    sayılı cetvelindeki: “41- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü”, “42-    Karayolları Genel Müdürlüğü”, “43- Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü”, “46-    Tarım Reformu Genel Müdürlüğü”, “47- Orman Genel Müdürlüğü”, “48- Petrol    İşleri Genel Müdürlüğü”, “49- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu    Genel Müdürlüğü” ibarelerinin Anayasa’nın; 2, 11, 13, 35, 161, 162 ve 163 üncü    maddelerine,

(l) (II) sayılı cetvelindeki “1-Yükseköğretim    Kurulu”, “2- Üniversiteler”, “3- Yüksek Teknoloji Enstitüleri”, “11-    Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu”, “20- Türkiye Radyo ve    Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü”, ibarelerinin Anayasa’nın; 2, 10, 11,    130 ve 133 üncü maddelerine aykırı oldukları için iptallerine,

2- İptal davası    sonuçlanıncaya kadar bunların yürürlüklerinin durdurulmasına karar    verilmesine ilişkin talebimizi saygı ile arz ederiz.”

II- YASA METİNLERİ

A- İptali İstenen Yasa Kuralları

5018 sayılı “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol    Kanunu”nun iptali istenen madde, fıkra, cümle ve ibareleri şöyledir:

1- “MADDE 8.- Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve    kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik,    verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından,    muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için    gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.”

2- “MADDE 12.-Genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezî yönetim bütçesi,    sosyal güvenlik kurumları bütçeleri ve mahallî idareler bütçeleri olarak    hazırlanır ve uygulanır. Kamu idarelerince bunlar dışında herhangi bir ad    altında bütçe oluşturulamaz.

Merkezî yönetim bütçesi, bu Kanuna    ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin    bütçelerinden oluşur.

Genel bütçe, Devlet tüzel kişiliğine dahil olan ve bu Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer    alan kamu idarelerinin bütçesidir.

Özel bütçe, bir bakanlığa bağlı veya    ilgili olarak belirli bir kamu hizmetini yürütmek üzere kurulan, gelir    tahsis edilen, bu gelirlerden harcama yapma yetkisi verilen, kuruluş ve    çalışma esasları özel kanunla düzenlenen ve bu Kanuna ekli (II) sayılı    cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir.

Düzenleyici ve denetleyici kurum    bütçesi, özel kanunlarla kurul, kurum veya üst kurul şeklinde teşkilatlanan    ve bu Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde yer alan her bir düzenleyici ve denetleyici    kurumun bütçesidir.

Sosyal güvenlik kurumu bütçesi,    sosyal güvenlik hizmeti sunmak üzere, kanunla kurulan ve bu Kanuna ekli    (IV) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir.

Mahallî idare bütçesi, mahallî idare    kapsamındaki kamu idarelerinin bütçesidir.”

3- “MADDE 15.- Merkezî yönetim bütçe kanunu, merkezî yönetim    kapsamındaki kamu idarelerinin gelir ve gider tahminlerini gösteren,    bunların uygulanmasına ve yürütülmesine yetki ve izin veren kanundur.

Merkezî yönetim bütçe kanununda; yılı ve izleyen    iki yılın gelir ve gider tahminleri, varsa bütçe açığının veya fazlasının    tutarı, açığın nasıl kapatılacağı veya fazlanın nasıl kullanılacağı, vergi    muafiyeti, istisnası ve indirimleri ile benzeri uygulamalar nedeniyle    vazgeçilen vergi gelirleri, borçlanma ve garanti sınırları, bütçelerin    uygulanmasında tanınacak yetkiler, bağlı cetveller, malî yıl içinde gelir    ve giderlere yönelik olarak uygulanacak ve kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler yer alır. Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin her    birinin gelir-gider tahminleri, merkezî yönetim bütçe kanununda ayrı bölüm    veya cetvellerde gösterilebilir.”

4- “MADDE 31.- Bütçeyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin    en üst yöneticisi harcama yetkilisidir.

Genel yönetim kapsamındaki kamu    idarelerinin merkez ve merkez dışı birimlerinde harcama yetkililerinin    görev unvanları itibarıyla tespitine ve harcama yetkisinin devredilmesine    ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir. Harcama yetkisinin devredilmesi, yetkiyi    devredenin idari sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Harcama yetkilileri bütçede öngörülen ödenekleri    kadar, ödenek gönderme belgesiyle, ödenek verilen harcama yetkilileri ise    tahsis edilen ödenek tutarında harcama yapabilir.”

5- “MADDE 37.- Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler    kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin    gelirlerinin kanuni dayanakları bütçelerinde gösterilir. Bütçelerde yer    alan gelirler, ilgili kanunlarında belirtilen usullere göre tarh, tahakkuk    ve tahsil edilir. Genel bütçe gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsili Maliye    Bakanlığı tarafından yapılır.

Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin    topladığı vergi, resim, harç ve benzeri gelirlerden diğer idare, kurum ve    kuruluşlara verilecek paylar, geliri toplayan kamu idaresi bütçesine bu    amaçla konulacak ödeneklerden karşılanır. Malî yıl içinde kullanılabilecek    ödenek miktarı, ilgili kanun hükümleri uyarınca tahsil edilen miktar    dikkate alınarak hesaplanacak pay miktarını geçemez. Hesaplanan pay tutarının, bu amaçla tahsis edilen ödenek tutarını    aşması halinde, aradaki farkı geçmemek kaydıyla ödenek eklemesi yapmaya    genel bütçe kapsamındaki idarelerde Maliye Bakanı, diğer idarelerde üst    yöneticiler yetkilidir.

Tahsili zamanaşımına uğrayan gelirlerin silinmesine    ilişkin usul ve esaslar, ilgili kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere,    Maliye Bakanlığınca belirlenir.”

6- “MADDE 49.- Muhasebe sistemi; malî raporların düzenlenmesi ve kesin    hesabın çıkarılmasına temel olacak ve karar, kontrol ve hesap verme    süreçlerinin etkili çalışmasını sağlayacak şekilde kurulur ve yürütülür.

Genel yönetim kapsamındaki idarelerde uygulanacak    muhasebe ve raporlama standartları, çerçeve hesap planı ile düzenlenecek raporların    şekil, süre ve türleri; uluslararası standartlara uygun olarak ilgili    idarelerin görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı bünyesinde Sayıştay    Başkanlığı, Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığı,    Hazine Müsteşarlığı ve diğer ilgili kuruluş temsilcilerinin katılımıyla    oluşturulacak bir kurul tarafından belirlenir ve Maliye Bakanlığının    önerisi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulur. Bu    kurulun yapısı, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar Maliye    Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Bu kurulda görevlendirilenlerin asli görevleri    devam eder. Başkan ve üyelerine, ayda ikiden fazla olmamak üzere her    toplantı günü için (3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla    çarpımı sonucu bulunacak tutar üzerinden toplantı ücreti ödenir.

Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin    çerçeve hesap planına uygun detaylı hesap planları ilgili idarelerin görüşü    alınarak Maliye Bakanlığınca; merkezî yönetim kapsamı dışındaki kamu    idarelerinin uygulayacakları hesap planları ise Maliye Bakanlığı ile ilgili    idareler tarafından birlikte hazırlanır.

Kamu hesapları, kamu idarelerinin gelir, gider ve    varlıkları ile malî sonuç doğuran ve öz kaynağın artmasına veya azalmasına    neden olan her türlü işlemler ile garantilerin ve yükümlülüklerin    belirlenmiş bir düzen içinde hesaplara kaydedilerek, yönetim ve denetim    yetkilileriyle kamuoyuna gerekli bilgilerin sağlanması amacıyla tutulur.”

7- “MADDE 61.- Gelirlerin tahsili, giderlerin hak sahiplerine    ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin    alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî    işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması muhasebe hizmetidir.

Muhasebe yetkilisi, bu hizmetlerin yapılmasından ve    muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde    tutulmasından sorumludur. 9.12.1994 tarihli ve 4059 sayılı Kanun hükümleri    saklı kalmak kaydıyla, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin muhasebe    hizmetleri Maliye Bakanlığınca yürütülür. Muhasebe yetkilileri gerekli    bilgi ve raporları düzenli olarak kamu idarelerine verirler.

Muhasebe yetkilileri ödeme aşamasında, ödeme emri    belgesi ve eki belgeler üzerinde;

a) Yetkililerin imzasını,

b) Ödemeye ilişkin ilgili mevzuatında sayılan    belgelerin tamam olmasını,

c) Maddi hata bulunup bulunmadığını,

d) Hak sahibinin kimliğine ilişkin bilgileri,

Kontrol etmekle yükümlüdür.

Muhasebe yetkilileri, ilgili mevzuatında    düzenlenmiş belgeler dışında belge arayamaz. Yukarıda sayılan konulara    ilişkin hata veya eksiklik bulunması halinde ödeme yapamaz. Malî kontrol    yetkilisine de bildirilmek şartıyla, belgesi eksik veya hatalı olan ödeme    emri belgeleri, düzeltilmek veya tamamlanmak üzere en geç bir iş günü    içinde gerekçeleriyle birlikte harcama yetkilisine yazılı olarak    gönderilir. Hataların düzeltilmesi veya eksikliklerin giderilmesi halinde    ödeme işlemi gerçekleştirilir.

Muhasebe yetkilileri işlemlerine ilişkin defter,    kayıt ve belgeleri muhafaza eder ve denetime hazır bulundurur.

Muhasebe yetkilileri, 34 üncü maddenin birinci    fıkrasındaki ödemeye ilişkin hükümler ile bu maddenin üçüncü fıkrasında    belirtilen ödemeye ilişkin kontrol yükümlülüklerinden dolayı sorumludur.    Muhasebe yetkililerinin bu Kanuna göre yapacakları kontrollere ilişkin    sorumlulukları, görevleri gereği incelemeleri gereken belgelerle    sınırlıdır.

Muhasebe yetkilisi adına ve hesabına para ve    parayla ifade edilebilen değerleri geçici olarak almaya, vermeye ve    göndermeye yetkili olanlar muhasebe mutemedidir. Muhasebe mutemetleri doğrudan    muhasebe yetkilisine karşı sorumludur. Muhasebe mutemetlerinin    görevlendirilmeleri, yetkileri,    denetimi, tutacakları defter ve belgeler ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca    çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

8- “MADDE 71.- Kamu zararı, mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya    ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden    olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

a) İş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen    tutardan fazla ödeme yapılması,

b) Mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan    ödeme yapılması,

c) Transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya    yersiz ödemede bulunulması,

d) İş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha    yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması,

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil    işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

f) Kamu kaynakları ile yükümlülüklerinin    yönetilmesinde, değerlendirilmesinde, korunmasında veya kullanılmasında    gerekli önlemlerin alınmaması veya özenin gösterilmemesi suretiyle öz    kaynağın azalmasına sebebiyet verilmesi,

g) Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması,

Esas alınır.

Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama    veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın oluştuğu    tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte ilgililerden tahsil    edilir.

Alınmamış para, mal ve değerleri alınmış;    sağlanmamış hizmetleri sağlanmış; yapılmamış inşaat, onarım ve üretimi    yapılmış veya bitmiş gibi gösteren gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle    kamu kaynağında bir artışa engel veya bir eksilmeye neden olanlar ile bu    gibi kanıtlayıcı belgeleri bilerek düzenlemiş, imzalamış veya onaylamış bulunanlar    hakkında Türk Ceza Kanunu veya diğer kanunların bu fiillere ilişkin    hükümleri uygulanır. Ayrıca, bu    fiilleri işleyenlere her türlü aylık, ödenek, zam, tazminat dahil yapılan bir aylık net ödemelerin iki katı tutarına    kadar para cezası verilir.

Kamu zararlarının tahsiline ilişkin    usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından    çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

9- “GEÇİCİ MADDE 4.- Bu Kanunda    öngörülen malî yönetim ve kontrol sistemine uyum sağlanması amacıyla, Kanun    kapsamındaki idarelerle ilgili mevzuatta ve Türkiye Büyük Millet Meclisi    İçtüzüğünde gerekli değişiklikler, en geç 31.12.2004 tarihine kadar    yapılır.

Genel bütçe kapsamındaki idarelerin, kamu görevi ve    hizmeti dışında kalan ve ilgili kanunlarında belirtilen faaliyetleri ile    mal ve hizmet teslimlerinden fiyatlandırılabilir nitelikte bulunanlardan    sağlayacakları gelirleri düzenleyen kanun, 31.12.2004 tarihine kadar    yürürlüğe konulur.”

10- “GEÇİCİ MADDE 11.- Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerine    bağlı olarak kurulan döner sermaye işletmeleri ve fonların bütçeleri,    ilgili idarelerin bütçeleri içinde yer alır.

Bu Kanun kapsamındaki kamu idarelerinde kurulmuş    döner sermaye işletmeleri ile fonlar, 31.12.2007 tarihine kadar tasfiye    edilir.

Bu süre sonuna kadar döner sermaye işletmeleri ile    fonların borç ve yükümlülüklerinin tasfiyesi için ilgili idarelerce gerekli    tedbirler alınır. Bu süre sonunda varlıkları ve kadroları ilgili kamu    idaresine devredilir.

Döner sermaye işletmeleri ve fonların    tasfiyesine ilişkin esas ve usuller, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine    Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

11- “GEÇİCİ MADDE 13.- Bu    Kanunun yayımı tarihinden sonra kurulacak kamu idarelerinin kuruluş    kanunlarında belirlenmemesi durumunda kuruluş bütçesinin ekli cetvellerden    hangisine dahil olacağı Maliye Bakanlığınca    belirlenir.

12-  “I SAYILI CETVEL

GENEL BÜTÇE    KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ

1- Türkiye    Büyük Millet Meclisi

2-    Cumhurbaşkanlığı

3-    Başbakanlık

4- Anayasa    Mahkemesi

5- Yargıtay

6- Danıştay

7- Sayıştay

8-    Uyuşmazlık Mahkemesi

9- Yüksek    Seçim Kurulu

10- Adalet Bakanlığı

11- Millî Savunma Bakanlığı

12- İçişleri Bakanlığı

13- Dışişleri Bakanlığı

14- Maliye Bakanlığı

15- Millî Eğitim Bakanlığı

16- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı

17- Sağlık Bakanlığı

18- Ulaştırma Bakanlığı

19- Tarım ve Köyişleri    Bakanlığı

20- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

21- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

22- Enerji ve Tabiî    Kaynaklar Bakanlığı

23- Kültür ve Turizm Bakanlığı

24- Çevre ve Orman Bakanlığı

25- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği

26- Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığı

27- Jandarma Genel Komutanlığı

28- Sahil Güvenlik Komutanlığı

29- Emniyet Genel Müdürlüğü

30- Diyanet İşleri Başkanlığı

31- Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığı

32- Hazine Müsteşarlığı

33- Dış Ticaret Müsteşarlığı

34- Gümrük Müsteşarlığı

35- Denizcilik Müsteşarlığı

36- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği

37- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu

38- Devlet Personel Başkanlığı

39- Özürlüler İdaresi Başkanlığı

40- Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı

41- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

42- Karayolları Genel Müdürlüğü

43- Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü

44- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

45- Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü

46- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü

47- Orman Genel Müdürlüğü

48- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü

49- Sosyal Hizmetler ve Çocuk    Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü

50- Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı

51-  Kadının    Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü

52- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

53- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü

54- Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü”

13-“II    SAYILI CETVEL

ÖZEL BÜTÇE    KAPSAMINDAKİ İDARELER

     1- Yükseköğretim Kurulu

     2- Üniversiteler

     3- Yüksek Teknoloji Enstitüleri

4- Öğrenci    Seçme ve Yerleştirme Merkezi

5- Atatürk    Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı

6- Atatürk    Araştırma Merkezi

7- Atatürk    Kültür Merkezi

8- Türk Dil    Kurumu Başkanlığı

9- Türk    Tarih Kurumu Başkanlığı

10- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü

11- Türkiye Bilimsel ve Teknik    Araştırma Kurumu

12- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı

13- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı

14- Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları    Merkezî Başkanlığı

15- Yakın ve Ortadoğu Çalışma Eğitim merkezî

16- Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü

17- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü

18- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü

19- Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü

20- Türkiye Radyo ve Televizyon    Kurumu Genel Müdürlüğü

21- Vakıflar Genel Müdürlüğü

22- Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü

23- Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu

24- Türk Akreditasyon Kurumu

25- Türk Standartları Enstitüsü

26- Milli Prodüktivite Merkezi

27- Türk Patent Enstitüsü

28- Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü

29- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü

30- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu

31- Savunma Sanayi Müsteşarlığı

32- Millî Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO    POL Tesisleri İşletme Başkanlığı

33- Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve    Destekleme İdaresi Başkanlığı

34- İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi

35- Ekonomik Kültürel Eğitim ve Teknik İşbirliği    Başkanlığı

36- Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı

37- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı

38- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı

39- Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

40- Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü

41- Doğal Afet Sigortaları Kurumu

42- Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü

43- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü

44- Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş    Yurtları Kurumu

45- Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı

46- Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezî Başkanlığı

47- Yüksek İhtisas ve Araştırma Hastanesi

48- Millî Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü

49- Spor-Toto Genel Müdürlüğü

50- Kefalet Sandıkları”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Dava dilekçesinde Anayasa’nın 2.,    6., 7., 8., 10., 11., 13., 35., 88., 89., 95., 123., 128., 130., 133.,    161., 162. ve 163. maddelerine dayanılmıştır.

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca    Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali    HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU,    Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM’ın    katılımlarıyla 4.3.2004 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada    eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurma    isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına    oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına    ilişkin rapor, iptali istenen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları,    bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 2949    sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında    Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrası gereğince Maliye Bakanı Mehmet    ŞİMŞEK, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü Naci AĞBAL, Muhasebat Genel    Müdürü Ömer DUMAN, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcısı M. Sait ARCAGÖK’ün 28.5.2009 günlü sözlü açıklamaları    dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

1- 5018 Sayılı Kanun’un 8.    Maddesinde Yer Alan “yetkili kılınmış mercilere” İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen    ibaredeki “yetkili kılınmış merciler”in tanımı konusunda bir açıklık bulunmadığı,    bu mercilerin hangi sıfatı taşıyan, kimin tarafından ve nerede    yetkilendirilmiş merciler olduğunun açıklanmamış olmasının keyfiliğe zemin    hazırladığı belirtilerek, ibarenin Anayasa’nın 2.,    8., 11., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İptali istenen ibareyi içeren kanun maddesi, kamu    kaynaklarının kullanılmasında uyulacak temel ilkelerden olan hesap    verilebilirlik kavramını düzenlemektedir.

Kanun maddesinin gerekçesinde ifade edildiği üzere;    çağdaş kamu malî yönetim sisteminin önemli unsurlarından biri olan hesap    verilebilirlik, kendilerine kamu gücü kullanma görev ve yetkisi    verilenlerin bu yetkiyi yasal sınırlar içinde kullanıp kullanmadıklarının    hesabını vermeleri anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle, hesap verme    sorumluluğu “üzerinde mutabakata varılmış hedefler çerçevesinde, belirli    bir performansın gerçekleştirilmesine yönelik sorumluluğun üstlenilmesine    ve bunun açıklanması yükümlülüğüne dayanan bir ilişki”dir.

Bu çerçevede, 5018 sayılı Kanun’da kamu    kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi,    kullanılması, muhasebeleştirilmesi ve raporlanması, ayrıca kaynakların    kötüye kullanımının önlenmesi için yetkili kamu görevlilerinin gerekli    önlemlerin alınmasından sorumlu tutulması ve Kanun’da belirtilen yöntemlere    uygun olarak kamu otoritelerine hesap vermeleri öngörülmüştür.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,    insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem    ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup    bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,    hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini    bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin temel unsurlarından birisi de “belirlilik”tir.    Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden    herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,    anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi    uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik    ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, yasadan, belirli bir    kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya    sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini    bilmesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin    tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal    düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını    gerekli kılar.

Anayasa’nın 8. maddesinde de, “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı    ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak    kullanılır ve yerine getirilir” denilmiştir. Buna göre, Anayasa’da    yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve    sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi mümkün değildir.

5018 sayılı Kanunda getirilen sorumluluk sistemine    uygun olarak, kimlerin hangi yetkili kamu mercilerine karşı hesap verme    yükümlülüğü altında olduğu birçok maddede açıklanmıştır. Kanun’un    “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı Dördüncü    Bölümünün 10. maddesinde bakanların Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı    hesap verme sorumluluğu, 11. maddesinde ise üst yönetici konumunda olan    müsteşar, vali ve belediye başkanlarının hesap verme sorumlulukları    düzenlenmiş ve bu sorumluluğun gereklerini yetkili mali memurları aracılığıyla    yerine getirecekleri belirtilmiştir. Aynı şekilde, Kanun’un 63. ve 73.    maddelerinde ise kamu mali sisteminde görevli ve yetkili olanların    sorumlulukları ve bu sorumluluğun sonuçları düzenlenmiştir. Bu itibarla,    kamu mali sisteminde hesap verme sorumluluğu altında olanların kimler    olduğu, hesap verme sorumluluğunun hangi kamu makamlarınca denetleneceği,    bu sorumluluğun kapsamı ve sonuçları Kanun’da açıkça belirlendiği gibi,    yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisi de    verilmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, iptali istenilen    kural Anayasa’nın 2. ve 8. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin    reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 11., 123. ve 128. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

2- Kanun’un 12.    Maddesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, katma bütçenin 1050 sayılı    Muhasebe-i Umumiye Kanunu’nun 115. maddesi ile öngörüldüğü, ancak katma    bütçe kavramının sadece bu Kanunda değil aynı zamanda Anayasa’da da    düzenlendiği, 5018 sayılı Kanunun 12. maddesi ile “katma bütçe” türünün    kaldırıldığı, katma bütçe türünün kaldırılması için Anayasa değişikliğinin    şart olduğu, aksi durumun normlar hiyerarşisine ve yasayla yapılan bu tür    düzenlemelerin Anayasa’nın 2., 11., 161.,162. ve    163. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İptal istemine konu olan maddede, mâli sistemde yer alan bütçe türleri, tanımları ve    tanımlanan bütçe türlerinin kapsamına hangi kamu kurum ve kuruluşlarının    girdiği düzenlenmiştir.

İptal davasının görülmesi sürecinde    yasalaşan 29.10.2005 günlü ve 5428 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının    Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla Anayasa’nın 130., 160.,    161., 162. ve 163. maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Böylece    Anayasa’da daha önce var olan “genel ve katma bütçe” ayırımı kaldırılarak,    yerine 5018 sayılı Yasa ile öngörülen “merkezi yönetim bütçesi” kavramı    getirilmiş ve sosyal güvenlik kurumlarının bütçesi de Anayasa metnine dâhil    edilmiştir.

Anayasa’nın 11. maddesinde Anayasa’nın üstünlüğü    ilkesi, 161. maddesinde bütçenin hazırlanmasına ilişkin süreç ve “mali yıl    başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanmasının, uygulanmasının    ve kontrolünün kanunla düzenleneceği” ilkesi,  162. maddesinde bütçe kanunu tasarısının    yasalaşma süreci, 163. maddesinde ise merkezi yönetim bütçe kanununa hâkim    olacak esaslar düzenlenmiştir. 5018 sayılı Kanun’un 12. maddesinde    öngörülen bütçe türlerinin Anayasa’da da düzenlenmesi karşısında, kuralın    Anayasa’ya aykırılığı konusundaki iddiaların geçerliliği kalmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, iptali istenilen    kural Anayasa’nın 2., 11., 161., 162. ve 163.    maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

3- Kanun’un 15.    Maddesinin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesindeki “kısmen veya tamamen    uygulanmayacak hükümler” İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde,    Anayasa’nın 161. maddesinin son fıkrasında “bütçe kanunlarına bütçe ile    ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz” hükmü bulunduğu,    hazırlanmaları ve kabul edilmeleri bakımından bütçe kanunlarının öteki    kanunlardan ayrı nitelikte olduğu, halbuki “kısmen ve tamamen    uygulanamayacak hükümler” ibaresinin olağan bir kanun ile düzenlenmesi    gereken hususların da bütçe kanunuyla düzenlenmesine olanak verdiği, bu    yaklaşımın Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarına aykırı olduğu,    Anayasa’nın 88. ve 89. maddelerindeki kanunların teklif ve kabul edilmelerine    ilişkin ilkelerin uygulanamaz duruma düşürüldüğü, bu nedenle kuralın    Anayasa’nın 2., 11., 88., 89. ve 161. maddelerine    aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İptal istemine konu olan ibareyi içeren maddede,    merkezi yönetim bütçe kanununun tanımı yapılarak, bu kanunda yer alacak    hususlar düzenlenmiştir.

Bütçe kanunları, bir    devlette kamu hizmetlerinin yerine getirilebilmesi için öngörülen    gelirlerin nasıl toplanacağına ve yönetileceğine, planlanan harcama ve    yatırımlara ilişkin ilkelerin belirlendiği özel yasama işlemleridir. Bütçe    kanunlarının zamanında hazırlanamaması veya kabul edilememesi, kamu    düzeninde telafisi güç zararlar doğurabilecek nitelikte olduğundan,    Anayasa’da bütçe kanunlarının hazırlanmaları, parlamentoda görüşülmeleri ve    yayımlanmaları bakımından diğer kanunlardan farklı özel usuller    benimsenmiştir.

Anayasa’nın 88. maddesinde    kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekillerinin yetkili olduğu    belirtilerek, kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde    görüşme usul ve esaslarının düzenlenmesi İçtüzüğe bırakıldığı halde,    Anayasa’nın 162. maddesinde bütçe kanunlarının hazırlanması ve görüşülmesi    için özel bir usul getirilmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 89. maddesinde    Cumhurbaşkanına, yayınlanmasını uygun bulmadığı kanun tekliflerini, bir    daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri gönderme yetkisi    verilmiş olduğu halde, bütçe kanunları bu yetkinin dışında tutulmuştur.

Bütçe kanunlarının açıklanan    özel hukuki nitelikleri dolayısıyla, Anayasa’nın 161. maddesinin son    fıkrasında “Bütçe kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm    konulamaz” esası vazedilmiştir. Bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili olmayan    kurallar konulması, Anayasa’nın öngördüğü olağan usullerle çıkarılamayan    kimi kanun kurallarının sağladığı kolaylık nedeniyle bütçe kanunlarıyla    düzenlenmesi eğilimini ortaya çıkartabilecek niteliktedir. Bu itibarla,    bütçe kanunu ile mevcut diğer kanun hükümlerinde açık veya zımni değişiklik    yapılması veya mevcut kanun hükümlerinin kaldırılması yasaklanmıştır.    Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili pek çok kararında belirtildiği üzere    “bütçe ile ilgili hükümler” sadece malî nitelikteki kurallar olarak değil,    genel yasa konusu olabilecek bir kuralı içermemek koşulu ile ancak bütçenin    uygulanmasını açıklayıcı ve kolaylaştırıcı nitelikteki hükümler olarak    anlaşılmıştır. Burada Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde durduğu temel konu    bütçe kanunlarının Anayasal çerçevesinin korunmasıdır.

İptal istemine konu ibareyi    içeren 15. maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinin son kısmında “…, malî yıl içinde gelir ve giderlere yönelik olarak    uygulanacak ve kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler yer alır”    denilmektedir.  Bütçe kanunundaki    düzenlemelerin hangi eylemler, kişiler veya işlemler için geçici veya    sürekli uygulanamayacağının belirtilmesi “bütçe ile ilgili” ve diğer    Anayasal ilkelere uygun olmak kaydıyla yasakoyucunun    takdirindedir. Bununla birlikte, dava konusu kuralla kısmen veya tamamen    uygulanamayacak hükümlerin bütçe kanunlarında yer almasına olanak tanınması,    bu kanunlarda o yıl için değişiklik yapılması anlamına gelir. Böyle bir    uygulamanın Anayasa’nın 88., 89. ve 161.    maddelerinde esaslarla bağdaşmadığı açıktır.

Bu itibarla, diğer kanunların konusu olabilecek    düzenlemelerin merkezi yönetim bütçe kanununda yer almasına imkân veren    ibarenin “kısmen veya tamamen uygulanmayacak” kısmı Anayasa’nın 2., 11., 88., 89. ve 161. maddesine aykırıdır. İptali    gerekir.

Haşim KILIÇ    ve Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamışlardır.

İptali    istenen ibarenin kalan “hükümler” sözcüğü ise, kuralın iptali talep    edilmeyen bölümleriyle ilgili olup, Anayasa’ya aykırı bir yönü    görülmemiştir. İptal isteminin reddi gerekir.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu    ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasında;    “… hükümlerin iptali kanunun, kanun hükmünde    kararnamenin veya İçtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması    sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek    şartıyla, kanun’un, kanun hükmünde kararnamenin veya İçtüzüğün bahis konusu    öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir”  hükmü mevcuttur. Bu itibarla, iptali    istenen kuraldaki “… kısmen veya tamamen    uygulanmayacak  …” ibaresinin iptali    nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan ve bu ibareden önce yer alan  “… ve …”    sözcüğünün iptaline karar verilmiştir.

4-    Kanun’un 31.    Maddesinin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen kuralın    Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve 128.    maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5018 sayılı Kanun’un iptal istemine konu olan 31.    maddesinin ikinci fıkrasında 22.12.2005 tarihli ve 5436 sayılı Kamu Mali    Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde    Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle değişiklikler    yapılmıştır. Bu nedenle,    konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar    verilmesi gerekir.

5- Kanun’un 37. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Son Cümlesinin    İncelenmesi

Dava dilekçesinde, genel bütçe kapsamındaki idarelerde    Maliye Bakanına, diğer idarelerde üst yöneticilere ödenek ekleme yetkisi    tanındığı, halbuki Anayasa Mahkemesi’nin kimi kararlarında belirtildiği    üzere, bütçe uygulaması sırasında ortaya çıkan ek ödenek ihtiyacının    karşılanması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) izin    alınmasının zorunlu olduğu, TBMM’nin izni olmadan bakana ve üst    yöneticilere ödenek alma imkânı tanıyan kuralın Anayasa’nın 2., 11. ve 163. maddelerine aykırı olduğu ileri    sürülmüştür.

İptali istenen kuralın bulunduğu maddede, kamu    gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin ilkeler düzenlenmiştir.

Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının bir yıllık    gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanması (gelirlerin    toplanması-giderlerin yapılması) konusunda hükümete bütçe kanunlarıyla izin    verilmektedir. Devlet hizmetlerinin gerektirdiği harcamaların bütçedeki    karşılıklarını ifade eden ödeneklerin miktarı, Türkiye Büyük Millet    Meclisi’nin onayından geçen bütçe kanunlarında gösterilir. Öngörülen bu    ödeneklerin bütçe yılındaki tüm ihtiyaçları karşılayacak şekilde    belirtilmesi gerekir. Ancak, söz konusu ödenekler tahmine dayalı olduğundan    bunun çeşitli nedenlerle yıl içinde yetersiz kalması veya revize edilmesi    ihtiyacı doğabilmektedir. Böyle durumlarda ihtiyaçların, Anayasa’nın 163.    maddesine, buna paralel olarak çıkarılan 5018 sayılı Kanuna ve bütçe    kanunlarında yer alan usullere uygun olarak bütçenin kendi içinde    gerçekleştirilecek ödenek aktarması yoluyla karşılanması yoluna    gidilmektedir. Bu şekilde ödeneğin karşılanamaması durumunda ise, gereken    ek ödeneğin öngörülen giderleri karşılayacak kaynağın gösterilmesi    koşuluyla kanunla verilmesi esası benimsenmiştir.

Anayasa’nın 163.    maddesinde Merkezî yönetim    bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek miktarın sınırını gösterir.    Harcanabilecek miktar sınırının Bakanlar Kurulu kararıyla aşılabileceğine    dair bütçelere hüküm konulamaz. Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname    ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez” denilerek, bütçe    kanunlarıyla belirlenen harcama tavanlarının idare tarafından    değiştirilemeyeceği esası getirilmiştir.

İptali istenen kuralla Maliye Bakanı’na ve üst    yöneticilere verilen yetki, bütçe içi ödenek aktarma yetkisi niteliğinde    olduğundan, bütçe kanunlarıyla belirlenen harcama yetkisinin aşılmasının    veya yasama yetkisinin devrinin söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın 2., 11. ve 163. maddelerine aykırı değildir. İptal    isteminin reddi gerekir.

Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe    katılmamıştır.

6- Kanun’un 49. Maddesinin İkinci Fıkrasının    Son Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen kuralın    Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11., 123. ve 128.    maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5018 sayılı Kanun’un iptal istemine konu olan 49.    maddesinde 5436 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirildiğinden, konusu kalmayan istem hakkında    karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

7- Kanun’un 61.     Maddesinin Son Fıkrasının Son  Cümlesindeki “Yetkileri” ve “Diğer    Hususlar” İbarelerinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen kuralın    Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve 128.    maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5018 sayılı Kanun’un 61.  maddesinin son fıkrasının son cümlesi,    5436 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (a) bendinin (16) numaralı alt bendiyle    değiştirildiğinden, bu cümlede yer alan “… yetkileri,    …” ve “… diğer hususlara …” ibarelerine ilişkin    konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar    verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz    PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe    katılmamışlardır.

8-    Kanun’un 71.    Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen kuralın    Anayasa’nın 2., 6., 7., 8. ve 11. maddelerine    aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5018 sayılı Kanun’un 71. maddesinin    son fıkrası, 5628 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirildiğinden, konusu kalmayan istem hakkında    karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

9- Kanun’un Geçici 4. Maddesinin Birinci    Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen    kuralın Anayasa’nın 2., 11. ve 95. maddelerine    aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5018 sayılı Kanun’un Geçici 4.    maddesinin birinci fıkrası, 5436 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (a)    bendinin (23) numaralı alt bendiyle değiştirildiğinden, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer    olmadığına karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz    PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe    katılmamışlardır.

10-    Kanun’un Geçici    11. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen    kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve 123.    maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Geçici 11. maddesinin son fıkrası,    5436 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (c) bendinin (12) numaralı alt bendiyle    yürürlükten kaldırıldığından,    konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar    verilmesi gerekir.

11-    Kanun’un Geçici    13. Maddesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, bir kamu idaresinin    kuruluş kanununda belirlenmemiş olması halinde, bu kuruluşun bütçesinin    5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerden hangisine dahil olacağını belirleme    yetkisinin Maliye Bakanlığına verildiği, dolayısıyla yasayla düzenlenmesi    gereken bir konuda yürütmeye asli düzenleme yetkisinin tanınmasının yasama    yetkisinin devri niteliğinde olduğu, bu hususun Anayasa’nın Başlangıç    bölümündeki güçler ayrılığına, 6., 7. ve 8. maddelerine,    idarenin kanunla düzenleneceğini emreden Anayasa’nın 123. maddesine ters    düştüğü, dolayısıyla Anayasa’nın bu hükümlerine aykırı olan düzenlemelerin    Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İptal istemine konu olan maddede, 5018    sayılı Kanun’un yayımı tarihinden sonra kurulacak kamu idarelerinin kuruluş    kanunlarında belirlenmemesi durumunda, kuruluş bütçesinin ekli cetvellerden    hangisine dâhil olacağının Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmesi    öngörülmüştür.

İptal davasının açılmasından sonraki    süreçte, 5428 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin    Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile Anayasa’nın 160.,    161.,162. ve 163. maddelerinde gerçekleştirilen değişikliklerle, daha önce    var olan « genel ve katma bütçe » kavramlarının kaldırılarak,    yerine 5018 sayılı Kanun’da öngörülen « merkezi yönetim bütçesi »    kavramı getirilmiş ve sosyal güvenlik kurumlarının bütçesi de Anayasa    metnine dahil edilmiştir.

5018 sayılı Kanun’un 12. maddesinde,    Türk kamu mali sisteminde yer alacak bütçe türleri, bu bütçelerin tanımları    ve bütçe kapsamındaki kuruluşların bu tanımlamalara  bağlı olarak hangi cetvelde yer    alacakları açıklıkla belirtilmiştir. Dolayısıyla 5018 sayılı Kanun’un    yürürlüğe girmesinden sonra kurulacak kamu kurum ve kuruluşlarının özel    yasalarında, normal şartlar altında hangi bütçe kapsamında bulunacakları    belirtilecektir. Bununla birlikte, kuruluş yasalarında bu idarelerin hangi    bütçe kapsamına girdikleri belirtilmese dahi, 5018 sayılı Kanun’un 12.    maddesinde yapılan bütçe tanımları ve sınıflandırması nazara alınarak, yeni    kurum ve kuruluşun hangi bütçe kapsamında yer alacağı belirlenebilir    niteliktedir.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da    ifade edildiği üzere, Anayasa yürütme organına, genel, sınırsız, esasları    ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi vermemektedir. Ancak kanunda    temel esasların belirlenmesi şartıyla, teknik konulara ilişkin ayrıntıların    düzenlenmesinin idareye bırakılmasında sakınca bulunmamaktadır. 5018 sayılı    Kanun’un bütçe türlerini ve bu bütçe türlerine hâkim olacak esasları açıkça    tanımlaması ve sınıflandırması karşısında, idarenin bağlı yetki kullandığı    anlaşılmaktadır. Hukuk hayatına giren bir kuruluşun bütçe kapsamı dışında    kalmaması, ödenek alabilmesi ve harcama yapabilmesi için, Maliye    Bakanlığı’nca bu kuruluşun hangi bütçe kapsamına gireceğinin belirlenmesi,    5018 sayılı Kanun’un çizdiği sınırlar çerçevesinde gerçekleşeceğinden,    yasama yetkisinin devri niteliğinde bir düzenleme bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, kural    Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve 123.    maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Osman Alifeyyaz    PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, A. Necmi ÖZLER,    Şevket APALAK ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

12-    Kanun’un    Ekindeki (I) Sayılı Cetvel’de yer alan “41- Devlet Su İşleri Genel    Müdürlüğü”, “42- Karayolları Genel Müdürlüğü”, “43- Köy Hizmetleri Genel    Müdürlüğü”, “46- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü”, “47- Orman Genel    Müdürlüğü”,  “48- Petrol İşleri Genel    Müdürlüğü” ve “49- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel    Müdürlüğü” İbarelerinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen    ibarelerin Anayasa’nın 2., 11., 13., 35., 161.,    162. ve 163. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5018 sayılı Kanun’un    ekindeki (I) Sayılı Cetvel, 5436 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle    değiştirildiğinden, cetvelde yer alan “41- Devlet Su İşleri Genel    Müdürlüğü”,               “42- Karayolları Genel    Müdürlüğü”,  “46- Tarım Reformu Genel    Müdürlüğü”,  “47- Orman Genel    Müdürlüğü”,  “48- Petrol İşleri Genel    Müdürlüğü”,  “49- Sosyal Hizmetler ve    Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü” ibarelerine ilişkin konusu kalmayan istem hakkında    karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

Aynı Cetvel’de yer alan “43- Köy    Hizmetleri Genel Müdürlüğü” ibaresi, 13.1.2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanun’un    7. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle, konusu kalmayan istem hakkında karar    verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

13-    Kanun’un    Ekindeki (II)  Sayılı  Cetvel’de  Yer     Alan  “1- Yükseköğretim    Kurulu”, “2- Üniversiteler”,  “3-    Yüksek Teknoloji Enstitüleri”,  “11-    Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu” ve “20- Türkiye Radyo ve    Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü” İbarelerinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen    ibarelerin Anayasa’nın 2., 10., 11., 130. ve 133.    maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5018 sayılı Kanun’un    ekindeki (II) Sayılı Cetvel, 5436 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle    değiştirildiğinden, cetvelde yer alan     “1- Yükseköğretim Kurulu”,     “2- Üniversiteler”,    “3-    Yüksek Teknoloji Enstitüleri”,  “11-    Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu” ve “20- Türkiye Radyo ve Televizyon    Kurumu Genel Müdürlüğü”  ibarelerine    ilişkin konusu kalmayan    istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

10.12.2003 günlü, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve    Kontrol Kanunu’nun:

A- 15. maddesinin ikinci fıkrasının birinci    tümcesinde yer alan “… kısmen veya tamamen    uygulanmayacak …” ibaresi, 2.6.2009 günlü, E. 2004/10, K.2009/68 sayılı    kararla iptal edildiğinden, bu ibarenin, uygulanmasından doğacak sonradan    giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal    kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı    güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA,

B- 1- 8. maddesinde yer alan  “… yetkili    kılınmış mercilere …” ibaresine,

2-     12. maddesine,

3-     15. maddesinin ikinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan “… hükümler …” sözcüğüne,

4-      37. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesine,

5-      Geçici 13. maddesine,

yönelik iptal istemleri, 2.6.2009 günlü, E. 2004/10,    K.2009/68 sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, tümce, ibare ve    sözcüklere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,

C- 1-     31. maddesinin ikinci fıkrasının birinci tümcesi,

2-     49. maddesinin ikinci fıkrasının son tümcesi,

3-     61.  maddesinin son fıkrasının  son  tümcesinde  yer alan     “… yetkileri, …” ve “… diğer    hususlara …” ibareleri,

4-     71. maddesinin son fıkrası,

5-     Geçici 4. maddesi birinci fıkrası,

6-     Geçici 11. maddesinin son fıkrası,

7- Ekindeki (I) SAYILI CETVEL’de yer alan “41- Devlet Su İşleri Genel    Müdürlüğü”,  “42- Karayolları Genel    Müdürlüğü”,  “43- Köy Hizmetleri    Genel Müdürlüğü”,  “46- Tarım Reformu    Genel Müdürlüğü”,  “47- Orman Genel    Müdürlüğü”,  “48- Petrol İşleri Genel    Müdürlüğü”,  “49- Sosyal Hizmetler ve    Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü” ibareleri,

8- Ekindeki (II)  SAYILI  CETVEL’de    yer  alan  “1- Yükseköğretim Kurulu”,     “2- Üniversiteler”,    “3- Yüksek Teknoloji Enstitüleri”,  “11- Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma    Kurumu”,  “20- Türkiye Radyo ve Televizyon    Kurumu Genel Müdürlüğü”  ibareleri,

hakkında 2.6.2009 günlü, E. 2004/10, K.2009/68 sayılı    kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu fıkra,    tümce ve ibarelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA KARAR    VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

2.6.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

VI- SONUÇ

10.12.2003 günlü, 5018 sayılı Kamu    Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun:

A- 1- 8. maddesinde yer alan  “… yetkili    kılınmış mercilere …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal    isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2-     12. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin    REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3- 15. maddesinin ikinci fıkrasının    birinci tümcesinde yer alan;

a- “… kısmen veya tamamen uygulanmayacak …”    ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna  ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ ile    Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,

b- “… hükümler …”    sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,    OYBİRLİĞİYLE,

4- 31. maddesi, 22.12.2005 günlü, 5436    sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirildiğinden, maddenin ikinci fıkrasının    birinci tümcesine ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE    YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

5-     37. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesinin Anayasa’ya aykırı    olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ’ınkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

6-     49. maddesi, 5436 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle değiştirildiğinden,    maddenin ikinci fıkrasının son tümcesine ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM    HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

7-     61.  maddesinin son fıkrasının    son tümcesinde, 5436 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin (a) bendinin (16) numaralı    alt bendiyle değişiklik yapıldığından, bu tümcede yer alan “… yetkileri, …” ve “… diğer    hususlara …” ibarelerine ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR    VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,  Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile    Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,

8- 71. maddesinin son fıkrası,    25.4.2007 günlü 5628 sayılı Yasa’nın 4. maddesiyle değiştirildiğinden, bu    fıkraya ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER    OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

9-     Geçici 4. maddesi, 5436 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin (a) bendinin    (23) numaralı alt bendiyle değiştirildiğinden, maddenin birinci fıkrasına    ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER    OLMADIĞINA,  Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile    Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,

10-     Geçici 11. maddesinin son fıkrası, 5436 sayılı Yasa’nın 10.    maddesinin (c) bendinin (12) numaralı alt bendiyle yürürlükten    kaldırıldığından, bu fıkraya ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR    VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

11-     Geçici 13. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal    isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya    KANTARCIOĞLU, A. Necmi ÖZLER, Şevket APALAK ile    Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,

12- Ekindeki;

a- (I) SAYILI CETVEL’de    yer alan “43- Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü” ibaresi, 13.1.2005 günlü,    5286 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, bu ibareye    ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,    OYBİRLİĞİYLE,

b- (I) SAYILI CETVEL, 5436 sayılı Yasa’nın 12.    maddesiyle değiştirildiğinden, cetvelde yer alan “41- Devlet Su İşleri    Genel Müdürlüğü”, “42- Karayolları Genel Müdürlüğü”,  “46- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü”, “47-    Orman Genel Müdürlüğü”,  “48- Petrol    İşleri Genel Müdürlüğü”,  “49- Sosyal    Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü” ibarelerine ilişkin    KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,    OYBİRLİĞİYLE,

13- Ekindeki (II)  SAYILI CETVEL, 5436 sayılı Yasa’nın 12.    maddesiyle değiştirildiğinden, cetvelde yer alan  “1- Yükseköğretim Kurulu”,  “2- Üniversiteler”,    “3- Yüksek Teknoloji Enstitüleri”,  “11- Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma    Kurumu”,  “20- Türkiye Radyo ve    Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü”     ibarelerine ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE    YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

B-     15. maddesinin ikinci fıkrasının birinci tümcesindeki “… kısmen veya tamamen uygulanmayacak  …” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma    olanağı kalmayan bu tümcedeki ibareden önce yer alan  “… ve …”    sözcüğünün de, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama    Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince    İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2.6.2009 gününde karar verildi.

 

 

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Sacit ADALI

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

A. Necmi ÖZLER

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket APALAK

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

KARŞIOY GEREKÇESİ

5018 sayılı Kanun’un 15. maddesinin ikinci    fıkrasının birinci cümlesindeki “kısmen veya tamamen uygulanmayacak    hükümler” ibaresinin, aynı Kanun’un 13. maddesinin (j) bendindeki “Bütçelerde,    bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez” hükmü ile birlikte    değerlendirilmesi ve iptali istenen kuralın Anayasa’nın 161. maddesinin son    fıkrasındaki “Bütçe Kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir    hüküm konulamaz” düzenlemesinin somut bir yansımasından başka bir anlam    taşımadığı kuşkusuzdur. Diğer    bir deyişle, merkezi yönetim bütçe kanununda yer alacak “kısmen veya    tamamen uygulanmayacak hükümler”, gerçekte bütçenin gelir ve gider    kalemlerinin dayanağı olan ilgili yasalarda değişiklik öngörmeyen, ancak o    bütçe yılında kısmen veya tamamen uygulanmamasında bütçe tekniği ve    politikası gereği zorunluluk görülen hususlarda öngörülecek kurallardan    ibarettir.

Dolayısıyla, kurala bütçe ile ilgili hükümler    dışında bir anlam verilmesi ve bu kabulden hareketle kuralın kısmen veya    tamamen uygulanmayacak hükümler öngören mahiyeti itibariyle, ilgili    yasaları sürekli ve kalıcı bir şekilde değiştirmeye imkân tanıdığı sonucuna    ulaşılması, kanımızca yerinde ve isabetli bir yorum teşkil etmeyecektir. Çünkü, bütçe yılı tamamlandıktan sonra bütçe kanunu    hükmünü yitirecek ve ilgili yasa da uygulanmaya devam edilecektir. Hal    böyle olunca, örneğin maliye politikasının benimsediği bir amacı    gerçekleştirmek üzere sadece ilgili bütçe yılında bir verginin alınmasından    kısmen veya tamamen vazgeçilmesinin, bütçe yasasını olağan yasa ile    değiştirme anlamını taşımayacağı açıktır.

Belirtilen nedenlerle, söz konusu kuralın Anayasa’ya    aykırı bir yönü bulunmadığından, iptal isteminin reddi gerektiği kanaatine vardığımızdan,    çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyoruz.

 

 

Başkan

Haşim KILIÇ

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

KARŞIOY    YAZISI

1. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 61. maddesinin    son cümlesindeki “yetkileri” ve “diğer hususlar” ibareleri ile    Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasına ilişkin iptal istemleri hakkında    KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA karar verilmiştir.

61. maddenin son fıkrası 22.12.2005 tarihli ve 5436    sayılı Kanun’un 10. maddesinin (a) bendinin (16) numaralı alt bendiyle    değiştirilmiş, bu değişiklikle fıkrada geçen “muhasebe mutemedi” ibareleri     “muhasebe yetkilisi mutemedi”şeklini almıştır. Yapılan değişiklik, teknik bir düzeltmeden ibarettir.    İptali istenen ibareler, değişikliğin kapsamı içinde değildir. Kuralın    Anayasa’ya uygunluk denetimi yönünden anlam ve kapsamı değişmemiştir.

Geçici 4. maddenin birinci fıkrasında 5436 sayılı    Kanun’un 10. maddesinin (a) bendinin (23) numaralı alt bendiyle yapılan    değişiklikle, maddedeki “31.12.2004”tarihi “31.12.2007” olarak    değiştirilmiştir. Burada da kuralın Anayasa’ya aykırılık denetimi yönünden    anlam ve kapsamı değişmemiş, aksine Anayasa’ya aykırı olabilecek bir    durumun sürdürülmesi sağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi önüne Anayasa’ya uygunluk denetimi    için getirilmiş olan bir kuralın sadece sayısı farklı olan başka bir yasada    yer almasının veya aynı kuralın içinde iptali istenen bölüm veya ibarelerin    anlam ve kapsamını değiştirmeyen düzeltmelerin yapılmış olmasının,    kendiliğinden istemin konusunun ortadan kalktığı şeklinde anlaşılması    yerinde değildir. Böyle bir uygulama anayasallık denetimin asıl amacı olan,    anayasaya aykırı mevzuatın hukuk aleminden mümkün    olduğunca ayıklanması ilkesine ters düştüğü gibi birtakım kuralların    içeriği aynen korunarak sürekli farklı ve yeni yasalara nakledilmesi    suretiyle eylemli olarak Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışına çıkarılmasına    da yol açabilir.

Bu nedenle her iki iptal istemine ilişkin KARAR    VERİLMESİNE YER OLMADIĞI kararına katılmıyorum.

2. 5018 sayılı Kanun’un Geçici 13. maddesinde bir kamu idaresinin    kuruluş kanununda belirlenmemiş olması halinde bu kuruluşun bütçesinin 5018    sayılı Kanun’a ekli cetvellerden hangisine dahil    olacağını belirleme yetkisinin Maliye Bakanlığı’na ait olacağı öngörülmektedir.

Anayasa’nın 123. maddesinde İdarenin kuruluş ve    görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği belirtilmiş, 161. ve    devamı maddelerinde kamu bütçesi düzenlenmiştir.

Bir kamu idaresinin kendisine kanunla verilen    görevleri yerine getirebilmesinin yine yasama organınca belirlenen bütçe    çerçevesinde mümkün olacağı açıktır. Yasa koyucunun bir kamu idaresi    birimini hukuk hayatına sokarken o kuruluşun hangi bütçe kapsamına    gireceğini de belirlemesi, bunu İdarenin takdir alanına bırakmaması    gerekir. Bu nedenle kural Anayasa’nın 123. maddesine aykırıdır.

 

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

 

KARŞIOY    GEREKÇESİ

I- Yasa’nın 61. Maddesinin Son Fıkrasındaki    İbareler ile Geçici 4. Maddesinin İncelenmesi:

10.12.2003 günlü 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve    Kontrol Kanunu’nun     61. maddesinin son fıkrasında yer alan “yetkileri” ve “diğer    hususlara” ibareleri ile geçici 4. maddesinin iptali istenmiş, ancak    22.12.2005 günlü 5436 sayılı Yasa ile 61. maddenin dava konusu ibareler    dışındaki bazı ibareleri ile geçici 4. maddesinde yer alan “31.12.2004”    tarihi değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin Anayasal denetime olanak    vermediği düşüncesiyle 61. maddedeki söz konusu, ibareler ile Geçici 4.    madde hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’ne yapılan iptal başvurularının    konusunu oluşturan kuralların tümüyle yasal değişikliğe uğramaları halinde,    iptal davalarının soyut norm denetimine ilişkin oldukları da    gözetildiğinde, söz konusu başvurular hakkında karar verilmesinde hukuki    yarar bulunmamakta ise de yapılan değişikliğin, dava konusu tümce, ibare, veya sözcüklere ilişkin olmaması durumunda,    incelemenin sürdürülerek istemle ilgili karar verilmesi gerekir. Aksi halde    dava konusu kurallara daha sonraki yasal düzenlemelerle yapılacak en küçük    ekleme ve çıkarmalar, o kuralların Anayasal denetim dışında bırakılması    sonucunu doğurur ki böyle bir durumu, Anayasa yargısının amacı ve işleviyle    bağdaştırmak olanaksızdır.

Açıklanan nedenlerle 5018 sayılı Yasa’nın 61.    maddesinin son fıkrasındaki 5436 sayılı Yasa ile değiştirilmeyen ibarelere    ve Geçici 4. maddede aynı yasa ile değiştirilen tarih dışında kalan bölüme    ilişkin incelemenin sürdürülmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne    katılmıyorum.

II- Yasa’nın Geçici 13. Maddesinin İncelenmesi:

Geçici Madde 13’de, bu Kanun’un yayımı tarihinden    sonra kurulacak kamu idarelerinin kuruluş kanunlarında belirlenmemesi    durumunda kuruluş bütçesinin ekli cetvellerden hangisine dahil    olacağının Maliye Bakanlığınca belirleneceği öngörülmüştür.

Anayasa’nın 163. maddesinde, “Merkezi yönetim bütçesiyle    verilen ödenek, harcanabilecek miktarın sınırını gösterir. Harcanabilecek    miktar sınırının Bakanlar Kurulu kararıyla aşılabileceğine dair bütçelere    hüküm konulamaz. Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede    değişiklik yapmak yetkisi verilemez.” denilmiştir. Buna göre, bütçede yasal    düzenlemeler dışında herhangi bir şekilde değişiklik yapılması olanaklı    değildir. Oysa, dava konusu kuralla öngörülen durumlarda, kuruluş    bütçesinin ekli cetvellerden hangisine dahil    olacağını belirleme konusunda Maliye Bakanlığına verilen yetkinin    kullanılması, bu cetvellerde değişiklik yapılmasına yol açacak, böylece    Anayasa’nın 163. maddesiyle bağdaştırılması olanaksız bir sonuç ortaya    çıkacaktır.

Açıklanan nedenlerle Geçici 13. maddenin iptali    gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

 

KARŞIOY    GEREKÇESİ

5018 sayılı Yasa’nın geçici 13. maddesinde, bu Yasa’nın    yayımı tarihinden sonra kurulacak kamu idarelerinin kuruluş kanunlarında    ekli cetvellerden hangisine dahil olacağının belirlenmemesi    durumunda bunun Maliye Bakanlığı’nca belirleneceği öngörülmüştür.

Yeni kurulan kamu idarelerinin 5018 sayılı Yasa’nın    ekli cetvellerinden hangisinde yer alacağı hususunun ya kuruluş yasasında    veya 5018 sayılı Yasada yer alması gerektiği açıktır. Bunun yapılmaması    durumunda yasal boşluğun Maliye Bakanlığı’nca doldurulması, idarenin 5018    sayılı Yasa’nın ekli cetvellerine ek yapması anlamına gelecektir.  Bu durumda iptali istenilen kuralla,    yasayla düzenlenmesi gereken bir konuda yürütmeye kural koyma yetkisi    verilmiş olduğundan kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle, kuralın iptaline karar    verilmesi gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadım.

Üye

A. Necmi ÖZLER

 

AZLIK OYU

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol    Kanunu’nun;

1- 61. maddesi ve geçici 4. maddesi    yönünden;

5436 sayılı Yasa ile iptali istenen anlatımlar    dışında 61. madde de değişiklik yapılmış, geçici 4. maddede ise 31.12.2004    tarihi değiştirilmiştir.

İptal istemlerine konu olan kurallar değişmediği    sürece, ilgili maddelerde yapılan değişiklik anayasal denetimi    engellemeyecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu ibare, anlatım    ve düzenlemelerde yasa yapıcı tarafından değişiklikler getirilmediği, yasal    iradede farklı bir yaklaşım sergilenmediği sürece Anayasal denetim tamamlanmalıdır.    Tersi durumda dava konusu kurallarda en ufak değişiklikler bile Anayasa    yönünden irdeleme yapılması olanağını ortadan kaldıracaktır.

Bu bakımdan, 61. maddede değiştirilmeyen ibareler    ile 4. maddede değişen tarih dışında davanın incelenmesi görüşüyle kararın    bu bölümüne karşıyım.

2- Geçici 13. madde yönünden;

Anayasa’nın 163. maddesine göre, bütçede değişiklik    yapılması yasa dışında olanaksızdır.

İptali istenen yasal kuralda ise, sonradan kurulacak    kamu idarelerinin bütçe cetvellerine ilişkin Maliye Bakanlığı’na belirleme    yetkisi verilmektedir.

Bu durumun ise, Anayasa’nın öngördüğü kuralla    örtüşmeyeceği anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenle kuralın iptali gerekeceği oyuyla    kararın bu bölümüne de karşıyım.

Üye

Şevket APALAK

 

KARŞIOY    GEREKÇESİ

10.12.2003    günlü, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun;

1- 37. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesi;

Madde hükmünde gelirlerin dayanakları düzenlenmekte    olup, iptali istenilen tümcede ise; “Hesaplanan pay tutarının, bu amaçla    tahsis edilen ödenek tutarını aşması halinde, aradaki farkı geçmemek    kaydıyla ödenek eklemesi yapmaya genel bütçe kapsamındaki idarelerde Maliye    Bakanı, diğer idarelerde üst yöneticiler yetkilidir.” denilmektedir.

Anayasa’nın bütçelerde değişiklik yapılabilme    esaslarını düzenleyen 163. maddesinde genel ve katma bütçelerde merkezi    yönetim bütçesiyle verilen ödeneğin harcanabilecek miktarın sınırını    göstereceği belirtilmiş olup; bu sınırın Bakanlar Kurulu kararıyla    aşılabileceğine dair bütçelere hüküm konulamayacağı ve Bakanlar Kurulu’na    Kanun Hükmünde Kararname ile bütçede değişiklik yapma yetkisinin    verilemeyeceği, yıl içinde tahsis edilen ödeneğin yetersiz kalması    durumunda ise gereken ödeneğin öngörülen giderleri karşılayacak kaynağın    gösterilmesi şartıyla kanunla verilmesi esası getirilmiştir.

Buna göre bütçede yasal düzenlemeler dışında    herhangi bir değişiklik yapılması mümkün değildir.

Dava konusu kural ise genel bütçe kapsamındaki    idarelerde Maliye Bakanı’na, diğer hallerde üst yöneticilere ödenek ekleme    yetkisi vermekte olup, bütçe değişikliklerinin ancak yasayla yapılabileceği    yolundaki Anayasa’nın 163. maddesine aykırıdır.

2- 61. maddesinin son fıkrasındaki ibareler ile    geçici 4. maddesi;

22.12.2005 günlü, 5436 sayılı Yasa ile 61.    maddesinin dava konusu “yetkileri” ve “diğer hususlara”  ibareleri ile 4. maddesinde yer alan    “31.12.2004” tarihi değiştirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’ne yapılan iptal başvurularının    konusunu oluşturan kuralların tümüyle yasal değişikliğe uğramaları halinde,    sözkonusu başvurular hakkında karar verilmesinde    hukukî yarar bulunmamakta ise de, yapılan değişikliğin dava konusu tümce,    ibare veya sözcüklere ilişkin olmaması durumunda incelemenin sürdürülerek    istemle ilgili karar verilmesi gerekir. Aksi halde dava konusu kurallarda    yapılacak en küçük ekleme ve çıkarma şeklindeki değişiklikler sonucunda, bu    kuralların Anayasal denetimin dışında kalmasına sebep olacağından bu durum    Anayasa yargısının amacıyla ve işleviyle bağdaşmaz.

Bu nedenle 5018 sayılı Yasa’nın 61. maddesinin son    fıkrasındaki 5436 sayılı Yasa ile değiştirilmeyen ibarelere ve geçici 4.    maddede aynı yasa ile değiştirilen tarih dışında kalan bölüme ilişkin    incelemenin sürdürülmesi gerektiğinden karar verilmesine yer olmadığı    yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

3- Geçici 13. maddesi;

Madde hükmünde, “Bu Kanunun yayımı tarihinden sonra    kurulacak kamu idarelerinin kuruluş kanunlarında belirlenmemesi durumunda    kuruluş bütçesinin ekli cetvellerden hangisine dahil    olacağı Maliye Bakanlığınca belirlenir.” denilmektedir.

Anayasa’nın 163. maddesine göre bütçede yasal    düzenlemeler dışında herhangi bir şekilde değişiklik yapılması mümkün    değildir.

Dava konusu kuralda ise bir kamu idaresinin kuruluş    kanununda belirlenmemesi halinde bu kuruluşun bütçesinin kanuna ekli    cetvellerden hangisine dahil olacağını belirleme    yetkisi doğrudan Maliye Bakanlığı’na verilmekte olup, bu haliyle    Anayasa’nın 163. maddesine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle 5018 sayılı Yasa’nın 61.    maddesinin son fıkrasındaki 5436 sayılı Yasa ile değiştirilmeyen ibarelere    ve geçici 4. maddede aynı yasa ile değiştirilen tarih dışındaki bölümüne    ilişkin incelemenin sürdürülmesi, 37. maddenin üçüncü fıkrasının son    tümcesi ile geçici 13. maddesinin iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk    görüşüne katılmıyorum.

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

SPK TEBLİĞİ (SERİ: VI, NO: 32)

31 Ocak 2012 SALI

Resmî Gazete

Sayı : 28190

TEBLİĞ

Sermaye Piyasası Kurulundan:

GAYRİ MENKUL YATIRIM  ORTAKLIKLARINA İLİŞKİN ESASLAR

TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SERİ: VI, NO: 32)

MADDE 1 8/11/1998 tarihli ve 23517 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Seri:VI, No:11 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ı) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin (g) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

“b) Lider sermayedar: Kuruluş/dönüşüm ve kayda alınma başvurusu aşamasında, ortaklıkta tek başına veya biraraya gelmek suretiyle sermayenin asgari %20’si oranında pay sahibi olan ve bu Tebliğin 7 ve 8 inci maddelerinde yazılı şartları taşıyan ortak ya da ortaklardır. Ortaklığın ticaret unvanında doğrudan ismi veya    unvanı kullanılan veya doğrudan olmasa da ortaklığın ticaret unvanında kendisi ile bağlantılı olduğu izlenimini uyandıran bir ibareye yer verilen gerçek veya tüzel kişilerin bu Tebliğ kapsamında lider sermayedar olması zorunludur.”

“ı) Portföy: Ortaklığın aktifinde bulundurulan gayrimenkuller, gayrimenkule dayalı projeler, gayrimenkule dayalı haklar, sermaye    piyasası araçları, borsa para piyasası ve ters repo işlemleri, Türk Lirası veya yabancı para cinsinden mevduat/katılma hesapları ile iştiraklerden ve Kurulca uygun görülen diğer varlıklardan oluşan malvarlığıdır.”

MADDE 2 Aynı Tebliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Ortaklıkta imtiyazlı payların mevcut olmaması halinde lider    sermayedarın ortaklıkta hakim ortak konumunda olması ve bu konumunu 10 uncu maddenin birinci fıkrası uyarınca ulaşılması gereken asgari halka açıklık oranını temsil eden payların halka arz suretiyle satış süresinin bitimini takip eden iki yıl boyunca koruması gerekmektedir.”

MADDE 3 Aynı Tebliğin 18 inci maddesi    aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 18 Yönetim ve denetim kurulu, Kurul düzenlemeleri ile    TTK’nın ilgili maddeleri çerçevesinde seçilir ve görev yapar.”

MADDE 4 Aynı Tebliğin 20 nci maddesi    aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 20 Yönetim kurulu üyeleri, yönetim kurulunun    alacağı kararlarda taraf olan kimselerden Kurulca    belirlenen kriterlere göre bağımsız olmaması durumunda, bu    hususu gerekçeleri ile birlikte yönetim kuruluna    bildirmek ve toplantı tutanağına işletmekle yükümlüdür. Bu hususta TTK’nın “Müzakerelere iştirak    edilmemesi” başlıklı 332 nci maddesi hükmü saklıdır.”

MADDE 5 Aynı Tebliğin 22 nci    maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Ortaklık tarafından gayrimenkul portföyü ile ilgili olarak,    ilişkili taraflardan danışmanlık hizmeti alınması halinde, bu hizmetler kapsamında danışman şirketlere ödenecek komisyon    ve ücretler için Kurulca üst sınır belirlenebilir. Danışman şirket ile işletmeci şirket sıfatı aynı kişide birleşemez.”

MADDE 6 Aynı Tebliğin 25 inci    maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“a) Sermaye piyasası araçlarını alabilir ve satabilir, borsa para piyasası ve ters repo işlemi yapabilir, Türk Lirası veya yabancı para cinsinden mevduat/katılma hesabı açtırabilirler, sermaye piyasası araçlarını ödünç verebilirler, bu kapsamda, Kurulun ödünç verme işlemlerine ilişkin düzenlemelerinde belirtilen esaslar çerçevesinde yapılacak bir sözleşme ile herhangi bir anda portföylerindeki menkul kıymetlerin piyasa değerlerinin en fazla %25’i tutarındaki menkul kıymetlerini ödünç verebilirler, ödünç verme işlemi en fazla 90 işgünü süreyle yapılabilir, ortaklık portföyünden ödünç verme işlemi, ödünç verilen menkul kıymetlerin en az    %100’ü karşılığında nakit veya devlet iç borçlanma senetlerinden oluşabilecek teminatın ortaklık adına saklayıcıda bloke edilmesi şartıyla yapılabilir, teminat tutarının ödünç verilen menkul kıymetlerin piyasa    değerinin %80’inin altına düşmesi halinde ortaklık teminatın tamamlanmasını istemesi gereklidir, ortaklığın taraf olduğu ödünç verme sözleşmelerine, ortaklık lehine tek taraflı olarak sözleşmenin fesh edilebileceğine ilişkin bir hükmün konulması mecburidir,”

MADDE 7 Aynı Tebliğin 27 nci    maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b) Bu Tebliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı varlıklar ile 32/A maddesinde belirtilen iştiraklerin tamamına en fazla aktif toplamının % 50’si oranında, bu varlıklar içerisinde yer alan    yatırım amaçlı Türk Lirası veya yabancı para cinsinden mevduat/katılma hesabına ise en fazla aktif toplamının % 10’u oranında yatırım yapabilirler. Portföye alınan varlıkların veya projelerin maliyetlerine ilişkin bedel ödemeleri belirli hakedişler karşılığında veya taksitler halinde yapılıyorsa, bunlara karşılık gelen nakit fazlaları da bu Tebliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı varlıklar aracılığıyla değerlendirilebilir. Finansal tabloların hazırlandığı yıl ve takip eden iki yıl içerisinde bu kapsamda yapılacak harcamaların tutarı, % 50 oranının hesaplanmasında portföyde yer alan bu Tebliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı varlıkların toplam tutarından indirilir ve    bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında yapılacak hesaplamaya dahil edilir. Ancak,    finansal tablonun hazırlandığı tarihten önceki dönemlere ilişkin planlanan    harcamalardan gerçekleştirilmemiş olanlar, indirim    konusu yapılamaz. Belirtilen indirimin yapılabilmesi için projenin finansal tablolara dahil    edilmesinden önce, projenin tamamlanmasına kadar olan süre için planlanan yıllık harcama tutarları Kurula bildirilir. Harcamalara ilişkin planlarda yapılan değişiklikler nedeniyle, % 50 oranının hesaplanmasında dikkate alınmak üzere önceden Kurula bildirilmiş olan tutarın değiştirilmesi Kurul iznine tabidir.”

MADDE 8 Aynı Tebliğin 35 inci    maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Ortaklıklar, portföydeki    gayrimenkullerin satış veya satış vaadi sözleşmeleri ile satışından kaynaklanan    senetli alacakları ile kira gelirlerinin teminatı altında ve Kurul düzenlemeleri çerçevesinde varlık teminatlı menkul kıymet ihraç edebilirler.”

MADDE 9 Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 10 Bu Tebliğ hükümlerini Sermaye Piyasası Kurulu yürütür.


ikinci el eşya  | 2.el eşya alan yerler
escort bayan escort bayan escort bayan Ankara halı yıkama